“HAYALET” SEVGİLİM

ruhibirbanyo tarafından

“…Dediler ki ‘bu bağlantının yapıldığı yerde hiçbir şey yok. daha doğrusu artık yok’. Yıkık virane yanmış bir evmiş orası şu an kimsenin oturmadığı…”

Valla ne kadar doğaüstü, ne kadar “siktir lan seni yemişler” denir bilmiyorum bu başımdan geçenlere. Peşinen söyleyeyim de sonra “ulan yüzyılın klişesi bu” demeyin. Sonunda “aslında ölüymüş/aslında öyle biri yokmuş” türünden bir mevzuya bağlayacağım çünkü…

Geçtiğimiz yılın ekim ayında, Ekşi Duyuru’da bir hatun kişiyle tanışıp mesajlaşmaya başladım. Ocak ayına kadar da konuştuk. Yüzünü hiç görmediğim birine aşık oldum ben. O kadar kafa kızdı. Yalnız ilişkimiz biraz tuhaftı, sözde o da bana aşık olmuştu ama hiçbir görüşme talebimi kabul etmedi. 7 aralıkta, yaşadığını söylediği muhitten çok uzakta bir yerde buluşma isteğinde bulundu en son, o gün de Galatasaray-Fenerbahçe derbisi var diye ben gitmemiştim. İyi ki de gitmemişim… Kim bilir neyle karşılaşacaktık mına koyım…

Onun ardından da defalarca görüşmek istedim ben ama o asla yanaşmadı. Facebook kullanmıyordu, Twitter hesabı yoktu. Tek kanalımız Ekşi Duyuru’ydu. O dönem en çok ratingini benim üzerimden almıştır o site bak, hayvan gibi yeniliyordum sayfayı gece gündüz… Telefon numarasını vermek istemiyordu, buraya uzun uzun yazmama gerek yok ama hepsi için bir bahanesi vardı işte. Sadece adını ve okuduğu okulu biliyordum, onu bile taksit taksit söylemişti, soyadını çok sonra söyledi mesela, okulunu daha sonra, en son bölümünü söyledi filan. Google’dan arattım, hakikaten öyle biri vardı. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Hazal Sönmez…

Sonra ben artık dayanamaz oldum. İnanılmaz ısrarcı olmaya başladım, çok direttim, dedim ki “kabul etmiyorsan gelip okuluna bulacam seni”. “Gelme” dedi pek tabi bu bana, dinlemedim gittim. Gününü hatırlamıyorum işte, bu yıl, ocak ayında bir gün, ben daha önce hiç yolunu bile bilmediğim Koç Üniversitesi’ne gittim, fakültesini buldum. Bekledim ettim.. Valla bu konularda çok tırsağımdır ama gözümü kararttım, gittim millete “Hazal diye birini tanıyor musunuz?” diye sormaya başladım. Tanıyan çıktı tanımayan çıktı, biri “şu taraftalar” dedi, oradan birine sordum, “bak orada gidiyolar ortadaki” dedi. Üç kız gidiyordu. Koştum peşlerinden, “Hazal” dedim. Döndüler üçü birlikte, baktılar suratıma. Adımı söyledim, dedim “Ben Ruhi”. Hiçbir tepki vermediler. “Eyvah” dedim, feci keklenmişiz bunca zaman! Yine de son bir ümitle “Ekşi’de konuşuyoruz ya” dedim. Bunlar birbirlerine baktılar, sonra benim ki ağlamaya başladı hüngür hüngür. Allahı var güzel kızdı ama hiçbir anlam veremiyordum niye ağladığına. Başkaları da geldi sonra, toplandılar, bir iki de lavuk geldi arkadaşlarından, beni rahatsız ediyorum kızı sandılar sanırım, bir de kavga edecektim neredeyse orada. Az kaldı giriyorduk elemanlarla birbirimize. Sonra cinsiyeti kız olan arkadaşlarından biri dedi ki; “Yaa Hazal’ın böyle bi sapığı var, sen ilk değilsin, Hazal’ın ağzından birileriyle konuşup duruyor sürekli” dediler. O an çöktüm işte ben. Bir de bu gerçek olan Hazal bir bağırdı “git söyle ona, artık ne istiyosa çıksın karşıma gelsin, canma yetti” filan diye, ne yapacağımı şaşırdım, hızlıca uzaklaştım oradan.

Akşam eve geldim hiç çaktırmadım duyuru’da konuştuğum kişiye okula gittiğimi. 10-15 gün kadar sonra bir fotoğraf almayı başardım. Dedim ki ben buna “ya 100 kilosun ya da bakılmayacak kadar iğrenç bir yüzün var, kendini bu kadar saklamanın başka nedeni olamaz” dedim. “Tamam” dedi, “senin için fake bir e-mail hesabı açıp bir fotoğraf yollayacağım şimdi” dedi. Gerçekten de yolladı. Bambaşka bir kız, ha o da çok güzeldi ama o okula gidip gördüğüm kız değildi. Ulan ben buna sonra bir saydırmaya başladım, dedim “sen şöyle yalancısın, böyle dolandırıcısın, sapığın tekisin, gittim okula, o kızın haberi bile yok benden, kimsin sen niye kandırıyosun beni” filan diye döktüm içimi. O son mesajım oldu işte… Daha da yanıt alamadım.

Benim arkadaşlar zaten bana en başından beri “o işte bi iş var, normal değil, bak erkek çıkabilir, kekleniyo olabilirsin” gibisinden şeyler söylüyolardı, dedikleri gibi çıktı, iyice rezil olmuştum. Neden sonra bilmem, bir gün aklıma esti, kızın bana yolladığı bu fotoğrafı Google görsellerde arattım. taak diye çıktı birinin Facebook profili. Bambaşka bir isim yazıyor. Tıkladım, açıldı duvarı, böyle en son bir yıl önce filan yorumlar yazılmış; “seni kaybettiğimize inanamıyorum, sen hep bizimlesin”, “seni çok seviyorum, cennette buluşucaz” gibi bir dünya yorum. “Ulan” dedim, “ölmüş birinin profil fotosunu bulmuş yollamış çakal, hiç riske girmemiş” filan diye düşündüm. Konu kapandı…

Üzerinden beş ay geçti… Haziran, 2012.. Harem’den İzmite döneceğim bir gün, Efetur’dan almışım bileti, bekliyorum. Cuma akşamı yoğun olur öyle, daha 45 dakika var otobüsüme. Anaa bi baktım, bu okulda gördüğüm kız yok mu, gerçek Hazal? O da orada. Normalde konuşmazdım ama gözgöze gelince o da beni tanıdı, fark ettim, durdu böyle, sanki bir şey söyleyecekmiş gibi. Gittim yanına, dedim “özür dileyeyim bari, anlatayım olayı” diye düşündüm. Gittim işte, ulan kız benden özür diledi, eğer adımı filan bilseymiş arayıp bulacakmış hatta beni, o gün öyle davrandığı için pişman olduğunu ama o aralar bu konu yüzünden hassas olduğunu filan söyledi. Kız da İzmitli’ymiş meğersem, benden önceki otobüse almış bileti. Biz bununla oturduk,  yarım saat sohbet ettik orada.

Kız diğer mevzuları da anlattı. Facebook’tan da birileriyle konuşulmuş bunun ağzından. O konuştuklarından biri kızın telefon numarasını bulmuş, sonra inandıramamış bir de o internettekinin kendisi olmadığına, uğraşıp durmuş böyle bikaç kişiyle.

Ben de bana yolladığı resimden bahsettim. Dedim “ölmüş birinin resmini yolladı bana, arattım Google’dan” dedim, “Hilal Yemişoğlu diye bi kız çıktı” dedim ama daha ben der demez kızın gözler açıldı faltaşı gibi… Böyle ağladı ağlayacak, “ne diyosun sen yaa!” filan dedi. Meğer tanıyormuş bahsettiğim kızı. “Arkadaşımdı o benim, onun fotosunu mu yollamış?” dedi. Ağladı zırladı. “Eh dedim ne biçim bi işin içine düşmüşüm ben böyle” dedim. Kız otobüsüne binerken telefon numaramı istedi, öyle bıkmıştım ki vermek bile istemedim ama verdim.

İki gün sonra aradı kız beni İzmit’teyken. “Gidip savcılığa başvuralım mı?” dedi. birlikte gidiceğiz hani, onun adıyla benimle konuşulduğu için beraber şikayette bulunacağız. İstemedim. Israr etti, dedim “yardımcı olmak isterim ama daha fazla bu konunun içinde olmak istemiyorum”. “Peki nicki neydi söyler misin?” dedi, onu söyledim. Kapattık telefonu. 15 gün önce bir daha aradı, “biz arattık bulduk bişeyler ama yüzyüze görüşmemiz lazım” dedi. “İyi ulan” dedim, “görüşelim hadi”. İzmit halkevindeki benzincide randevulaştık. Bir baktım siyah bir jeep durdu yanımda, babasıyla birlikte geldiler. Uyuz oldum iyice, ailesi de karışmış mevzuya. “Delikanlı gel bi yemek yiyelim önce” dedi, bindik arabaya mecburen, bastı gitti, evlerine götürdü beni. Yahya Kaptan’ın arkasına yeni yapılan villalar var ya orada oturuyorlarmış, annesi de evde. Açtı kapıyı kadın. Geçtik oturduk sofraya. Ufak erkek kardeşi varmış bir de. Yemek esnasında yok okul mokul, sıradan şeyleri sordular, Sonra veranda gibi bir yer vardı, oraya çıktık, kardeşini almadılar oraya. Çay filan içerken açıldı asıl mevzular. Ben bir daha baştan anlattım her şeyi annesiyle babasına. Dinlediler böyle hiçbir şey demeden. “Tamam” dediler bitirince, “şimdi açık konuşacam” dedi adam, mevzu biraz kıllı rahatsız olabilirsin gibisinden bir uyarıda bulundu.

Benim bunlara verdiğim nicke mesaj atmış kız. Cevap da almış. Ne yazmış ne konuşmuş bilmiyorum artık. Sonra işte o konuşmalar üzerinden şikayette bulunmuşlar savcılığa. Artık ip numarası mı nedir anlamam o teknik konulardan ama bir şekilde bulunmuş o konuşan kişinin nereden bağlandığı. Fakat işte öyle kolay olmamış, sanırım ilk başta kızın bağlandığı ip belli değilmiş de, onun tam mesaj attığı saat ve saniyelerde Ekşi Duyuru’ya nereden bir şeyler post edilmiş filan onlara bakmışlar. Ben adamın konuşmalarından araya başka kişileri soktuğunu, bu iş için çok emek harcattığını, kısaca taşşaklı bir adam olduğunu anladım zaten. Her neyse…

Dediler ki “bu bağlantının yapıldığı yerde hiçbir şey yok. daha doğrusu artık yok”. Yıkık virane yanmış bir evmiş orası şu an kimsenin oturmadığı. Saşırdım biraz ama “eyvallah” dedim. “Fakat” dedi adam, bu bana fotoğrafı yollanan ölmüş kız var ya, orada ölmüş işte. Daha doğrusu kendini asmış. Sebep? Meğer bunlar arkadaş filan değillermiş. Bu Hazal denen kız, o ölen Hilal’ın sevgilisini artık elinden mi almış, bir şeyler olmuş işte. Kız da depresyona filan girmiş asmış kendini orada. Baba-kız birlikte anlatıyorlardı o kısımları bana. Kız yine ağlamaya başladı o an. İşte anlatıp bitirdiler her şeyi… Ulan mevzu bitti, fark ettim ki o konuşmadan bana kalan sadece bir korku oldu. Hiçbir sikime yaramayacak bir sürü şey dinlemiştim, bir de üstüne götüm üçbuçuk atmıştı. Zaten sırf onlara olan uyuzluğumdan dolayı yazıyorum bunu da şimdi buraya. “Senden istediğimiz” dedi adam “bunları kimseyle paylaşmaman. Ne Hazal ile tanıştığını, ne o diğer kızla konuştuğunu kimseye söyleme, unut gitsin, hassas konular bunlar” dedi. “O kızın da ailesi var sonuçta, duyarlarsa onlar da çok üzülürler” dedi. “Tamam” dedim. Eve döneceğim zaman, “ben bırakayım seni” dedi. İstemedim, zorla bindirdi arabasına, geri geldik halkevine. “Şimdiden teşekkür ederim bize yardımcı olduğun için, kimseye söylemeyeceğini umuyorum” dedi, “eyvallah” dedim. “Bak” dedi, “işte ben şöyle adamım, böyle çevrem vardır” filan, “yarın öbür gün bir şeye ihtiyacın olursa hiç çekinmeden gel” gibisinden bir sürü şey söyledi. Nezaketen teşekkür ettim. Sonra torpidodan bir zarf çıkardı, “al bunu” dedi, anladım ne olduğunu istemedim, ısrar etti, lakin adam ısrar ederken bir anda sertleşiyordu böyle, hani on numara iş adamı karakteri. “Çok yardımcı oldun, öğrencisin, onun için veriyorum” dedi. Valla para hırsından değil de bir an önce kurtulayım şu işten, ineyim o arabadan diye “tamam” dedim aldım. 1000 dolar çıktı sonra içinden. O paranın da amına koyayım zaten, hayrını göremedik onun da…

Sonra o kızın intihar ettiği evin orada oturan bir arkadaşım vardı benim, ona sordum, dedim “böyle bir olay oldu mu oralarda hiç, öyle bir şey duydum ben” dedim. “Ben o evde bi kıza tecavüz edilip öldürüldü, zaten ondan sonra bilerek yaktılar orayı diye biliyorum” dedi bu. Ulan iyice birbirine girdi her şey, daha da sormadım, öğrenmek istemedim valla.

Ramazan başlamadan bir gün önce de işte-benim için en boktan kısmı burası oldu- resimlerim klasöründe duruyordu o kızın fotoğrafı, nedense bir açıp bakmak istedim. Aga bi tıkladım ben, açıldı görsel ama birbirine girmiş resim. Bozuk jpeg dosyaları olur ya öyle. Neden bilmiyorum yaşadığım bu bir sürü şey boyunca en çok o resmi o halde görünce korkmuştum. Valla niyetim yoktu ama artık nasıl korktuysam oruç tutmuştum ilk hafta. Öyle de bir işe yaradı, imana geldik inceden… Daha da ne diyeyim bilmiyorum! Yaşadıklarım gerçek midir, taşak mı geçildim, birbiri ardına kötü tesadüfler mi yaşadım hiçbir fikrim yok…