İKİZLERİN İKİZLERİ OLUR MU?

ruhibirbanyo tarafından

“…7 buçuk gibi zil çaldı. O saatte kim gelir, hayırdır inşallah diyerek kalktım, baktım kapının deliğinden, tanıyamadım, açtım kapıyı. Aga bir de ne göreyim, çocukluğumun korkulu rüyası karşımda…”

Komşuda bile yaşansa insanı kendi evinden soğutan olaylar vardır. Gerçi bizzat içindeydim tüm yaşananların. 2012 Şubat’ı veya Mart’ı, tam çıkaramadım şimdi tarihi… Yer; İzmit, merkez…

Aslında biraz daha geriden alsam daha iyi olacak. Çocukluğumdan… Karşı apartmanda, perdelerini hiç kapatmayan bir kadın yaşardı, hala da yaşıyor. Küçüklüğümde, ailecek ışıkları söndürüp bu kadını izlediğimizi hatırlarım, tüm apartman izlerdi daha doğrusu. Deliydi işte ama cinli de derlerdi. Akşamları bir başörtüsü takar, kafasına bir tepsi koyar, elindeki merdaneyle sürekli evin içinde köşelere, tavana filan vururdu, kış kış derdi. Çok korkardım ben de, evin karanlık odalarına giremezdim zira bu kadının oralardan çıkacağına dair bir inanç geliştirmiştim. Büyüdükçe attık o korkuları tabi.

Neyse efenim, işte başta bahsettiğim tarihler, biladerin çocuğu olmuş, annem de ona bakmaya gitti, şehir dışında. Evde padişahlığımı ilan etmişim, içiyorum, sıçıyorum, sabah uyuyup akşam uyanıyorum. Ben bir gün yine böyle filmlerimi, dizilerimi izledim, Ekşi’de takıldım, tahmin ediyorum saat 5 civarı yastığa koydum kafayı. 7 buçuk gibi zil çaldı. O saatte kim gelir, hayırdır inşallah diyerek kalktım, baktım kapının deliğinden, tanıyamadım, açtım kapıyı. Aga bir de ne göreyim, çocukluğumun korkulu rüyası karşımda, sesi de çok kalındı bu kadının, elinde bir ekmek bıçağı, “oğlum” dedi, “ben dayanamıyorum artık, gel şunların icabına bakalım” gibi bir şey söyledi karşı daireyi işaret ederek. Ben uyku sersemi ve şaşkınla ne dediğimi net hatırlamıyorum ama “nooldu ki?” filan diye sormuştum herhalde. “Yahu” dedi, “evin içinde yapmadıkları kalmadı, görüyorum ben balkonumdan” dedi, arada 1-2 küfür daha savurdu, “ben tek başıma icabına bakamam, uğraşamam, siz de yardım edin, çıkaralım bunları bu evden” dedi. Ulan elinde bıçakla dayanmış kapının önüne kadın, tatlı dille konuşuyor gerçi ama ters düşmek istemiyorum yine de… “Yaaa” dedim annem yok mannem yok, polisi mi arasak, daha sonra şey yaparız filan, hiç ümidim olmamasına rağmen geri yollamayı başardım ben bu kadını. Sonra uyudum tekrar, öğlen olunca annemi arayıp durumu anlattım. O da rahatsız oldu, “sen konuş İlker abinle” dedi.

İlker abi ve İlksen abla, ikiz bunlar… Karşı dairemizde oturmaktalar, çok temiz insanlar, ev babalarının, bizim apartmanın altında işlettikleri bir tekstil mağazası var, üstte oturup altta çalışıyorlar yani, samimiyetimiz var. Ben gittim o günün akşamı İlker abiye olanları anlattım, “sorma yaa geçen de geldi o sen bilmiyo musun” dedi, haberim yoktu gerçekten. Yine gelmiş, bağırmış çağırmış, ben bilirim size yapacağımı demiş gitmiş. Uyuz oldu İlker abi de ama kapandı mevzu öylece, kadın da uğramadı sanırım sonra bir daha.

Annem arada geliyor gidiyor, ben keyfimi sürüyorum filan, derken yalnız kaldığım bir gün anahtarımı evde bıraktım. Çıktı almaya mı ne gitmiştim, proje teslimim var ertesi gün, ulan gittim ozalitçiye, baktım belleği yanıma almamışım, küfrede küfrede döndüm, anahtar da yok cepte, artık benim kafa nerelerdeyse elim boş götüm yaş çıkmışım evden. Ama daha önce de bu tip durumlar yaşadığım için tecrübeliyim. Yan dairenin balkonundan hooop sıçrıyıroum bizimkine, arada zaten sadece tahta bir perde var, adım atsan geçiyorsun, öyle. Gittim İlker abiye, dedim durum budur, verdi anahtarı, sen çık hallet dedi. Ben çıktım, en üst katta oturuyoruz bu arada. Soktum anahtarı bunların kapıya, daha çevirmeden tak açıldı kapı. Evdeymiş amına koyım İlksen abla, korkutmuşuz kadını da. Neyse ben atladım hemen bizim balkona, aldım belleği, çıktım yine iniyorum aşağıya, ulan merdivenlerden de biri çıkıyor yukarıya tamam mı. Aga bir baktım İlksen abla… “Abla” dedim yaa “sen ne ara indin de çıkıyosun tekrar” dedim, anlamsız anlamsız baktı suratıma, sonra başladı sabah şu saatte çıktım da şuralara gittim çok yoruldum da falanda filanda diye anlatmaya. “Yok” dedim yaa “sen evde değil miydin?” dedim az önce, “yoo” dedi bu “nooldu ki” diye sordu. Elim ayağım boşandı yemin ederim. Bildiğin sırlar dünyasında görüp taşşak geçtiğimiz mevzular başıma gelmişti ya lan. Kadın korkmasın diye, “hee hiç yaa bi sesler vardı da evdesindir sanmıştım” dedim, bu sefer de hırsıza yordu kadın doğal olarak, yine korktu, neyse biz indik koştura koştura aşağıya, dükkana… Ben artık ne yapayım anlattım olanları olduğu gibi. İlksen abla korktu, ağlayacaktı neredeyse. İlker abi de “gel bi çıkıp bakalım biz” dedi, istemiyorum da çıkmak, görmüşüm zaten göreceğimi ama erkekliğe de bok sürdürmek olmaz diye çıktık biz neyse… Hacı açtık kapıyı girdik içeriye, kimsecikler yok, “olm emin misin?”diye sordu bana İlker abi, hani psikolojisi de sağlam olan insanımdır, öyle yalan huyumun olmadığını da bilir, “abi” dedim “durum aynen anlattığım” gibi. “Tamam” dedi bu, neyse, sonra ben o akşam evde tek başıma duramam diye korktum da arkadaşı çağırmıştım.

3-4 gün sonra bir gün böyle eve dönüyorum bir yerden, akşam üzeri artık saat 6 civarı olmalı, tam apartmana girecek iken İlker abi çıktı dükkandan, “olum hoca gelecek bu akşam, evi okutucaz, muska filan arayacak, dükkana bakar mısın bi yarım saat?” dedi, “eyvallah abi” dedim, bir 5-10 dakika sonra hoca geldi. İlksen abla da dahil hep beraber bunlar çıktılar yukarıya, ben dükkandayım, takılıyorum öyle. Hemen hemen 15 dakika geçti, apartmanın kapısı çarptı güüüüm diye, İlker abi geldi koşarak, “olm hoca fenalaştı, koş, falanca hoca varmış yukarıda, onu alıp gelecez” dedi. Ulan durduk yere içine girdiğim aksiyona bak. Dediği yer de işte 10 dakikalık mesafede yürüme yol.

Aga biz İlker abiyle yardıra yardıra gidiyoruz, anlatıyor o sırada, hoca okumuş etmiş, “çok üstüme geliyolar” demiş, suratının rengi değişmiş, oturmuş kalmış koltuğa. Yardım için nefesi kuvvetli başka bir zatı almaya gidiyoruz işte biz de. Bir caminin altında çay ocağı gibi bir yer var, oraya sorduk, karşıda hac malzemeleri satan bir dükkanı gösterdiler, oradaymış, gittik, bir tane genç kız var türbanlı, dedi “babam namaza gitti, gelir, bekleyin”. Bekliyoruz biz bununla. O sıra telefonum çaldı benim, ekrana bir baktım, tahmin edin kimin adı yazıyordu?… “İlker abi”… Aga çığlık atacaktım neredeyse korkudan. “Noldu olum?” dedi adam da bana, “abi sen arıyorsun” dedim, “açsana olum, İlksen’dir, evde bıraktım telefonu” dedi. Yemin ederim öyle bir derin nefes aldım ki o an. Açtım telefonu, “alo” dedim, “nerdesin olum, dükkanı bırakıp gitmişin” dedi tekrardan İlker abinin sesi! Yaa var yaa ben o an kafayı yemediysem, o an orada düşüp bayılmadıysam bir daha yedi düvelde ölüm yok bana, öyle söyliyeyim.. Tırsa tırsa kafayı çevirdim ben, bir baktım yanımdaki İlker abi zannettiğim adam kıkır kıkır gülüyor böyle gözümün içine bakarak, sadece “ee abi sen burdasın ya!” diyebildim, o çıktı o an ağzımdan, telefondaki gerçek İlker abi de anlayamadı ne dediğimi. O sıra hoca girdi içeriye, ulan herif dükkana girer girmez durdu, dikildi ayakta öylece, bir anda sinirlendi filan, “napıyosun sen burda?” diye bağırdı, hemen yanımdakinin üzerine doğru dua okuya okuya koşmaya başladı. O yanımdaki adam var ya, bir anda kayboldu amına koyyım ortadan pııfff diye. Gerçi öyle bir ses çıkmadı ama öyle olur ya dizilerde filan, bir anda yok oldu herif. Bana baktı sonra hoca, anlattım durumu, neler olduğunu. Bir bardak su ikram ettiler. Dedi ki hoca; “Bak Yusuf Ziya Hocamız çok mübarek bir kimsedir,(diğer hocadan bahsediyor) belli ki evde yaşayan diğerlerini kaçırmış, onlar da sana bir oyun oynayıp buraya getirmişler, korkma oğlum” dedi. Nasıl korkmayacaksam, bildiğin elin üç harflisiyle yürüyüş yaptım amına koyım. Dedim “bu bana dadanır mı şimdi hocam?”. “Sen evindeki bira şişelerini at, duvarındaki o resimleri de çıkart, melaike girmez yoksa o eve, sonra da gönlünü ferah tut” dedi adam, oha dedim içimden yaa.. O sıralar duvarlarda bir iki poster vardı, lombak, uykusuz posterlerini filan asıyordum. Elini öptüm, döndüm eve.

Sonra konuştuk İlker abiyle, hoca baya bi okumuş üflemiş, “bu evde var bişiler” demiş, suya bakmış, yine okumuş, muska yazmış, “tamam” demiş. İyi günler dilemiş, para istememiş, zorla vermeye kalkmışlar ama kabul etmemiş, sonra “kemerim yok, kemer lazım bana” demiş, dükkandan bir kemer hediye etmişler, gitmiş. Sanıyoruz ki şimdi ev temiz, karşı apartmanda oturan deli kadın da-ki pek deli sayılmazmış demek ki, bir daha gelmedi hiç ama hala geceleri evin duvarlarına vuruyor. Belki onun dairesine de götürmek lazım Yusuf Ziya Hoca’yı, bilemiyorum.