KIYAMET: 2019

ruhibirbanyo tarafından

“…arkamdan seslendi ‘lütfen ramazan ayında oruç tutun ve günlük namazlarınızı kılın, bunu yapmanızı istiyorlar, sadece bunları bile yapsanız, cennete gireceksiniz’ dedi…”

Henüz Maya takviminin bitmediği ve hala bu yılın aralık ayında kıyametin kopacağını iddia edenlerin yanında, çıkıp “kıyamet, 2019’da kopacak” desem saçmalamış olur muyum? Ama buna inanmak için geçerli sebeplerim var. Belki içimizde bu konu hakkında bilgisi olan başka birileri daha çıkabilir, bir fikir teatisinde bulunabiliriz hep birlikte.

Her neyse, nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum inanın. sizleri de sıkmak istemiyorum hem.

2009 yılının Eylül ayında aşıktım. Doğru düzgün tanımadığım birine hem de…

Beşiktaş sahilinde içmiş ve sarhoş olmuştum, ardından da nası gaza geldiysem, elimde tüfekle, bir on metre ilerideki balonları patlatmaya çalışırken bulmuştum kendimi. Aslında patlatamıyordum. Zira hayatımda elime ilk kez oyuncak da olsa bir tüfek almıştım, nasıl tutulacağını bile bilmiyordum ve dediğim gibi çok sarhoştum. Yanlışlıkla bir balonu patlatabilmiştim işte. Artık 2-3 atış hakkım kalmıştı ve beni izlediğini fark ettiğim bir kız sonunda dayanamayıp gülmeye başlamıştı halime. Hani zaten normalde o balon patlatma işine bile girişemem de damarlarımda dolaşan alkolün verdiği cesaretle, kıza dönüp rahatsızlığımı belirten bir bakış attım. Sonra bu davranışımdan da utandım, şaka olsun diye tüfeği ona doğrultup “bak vururum” dedim gülerek, o da “sanmıyorum becerebileceğini” dedi yine gülerek. Ben diyecek bir şey bulamadım. “İstiyorsan son atışını ben yapayım” dedi, bildiğin atari salonlarında yanına yanaşıp “ver bir tur da ben oynayayım” diyen adamlar gibiydi ve bu hoşuma gitmişti. Kabul ettim, tüfeği aldı elimden, çok acayip bir hareket yaptı o sırada. Yan tarafta duran çekirdekçiden bir avuç ay çekirdeği aldı, bunları havaya fırlattı, çekirdeklerin içine doğru ateş etti, çekirdekler sağa sola saçıldı, balonlar patlamaya başladı, bir tanesi hariç hepsini patlatmıştı balonların. Çekirdekçi, nişancı(işte balonları vurduran adam) ve ben donup kalmıştık öylece, kovboy hareketi çekmişti kız resmen bize. Öyle boş gözlerle kıza bakıyoruz, kız da gülerek tüfeğin ucuna hüffledi, aşırı sempatikti, bana uzattı tüfeği ve “bi dahaki sefere hepsini birden vurucam söz!” dedi. Zaten konuştuğu her kıza aşık olmaya meyilli olan bendeniz, bir de kızın çektiği bu hareketi görünce, mumdan gemisini ateşten derayalara sürükleyen bir meftun olup çıkıvermiştim. “Yarın vurursun o zaman” dedim, “tamam vururum” dedi, gitti. Ben de eve gittim. Bütün gece onu düşündüm yatağımda, muhtemelen gelmeyecekti, aslında tanışmalı, oturmalı, sohbet etmeli, numarasını filan almalıydım ama asılıyor gibi olmaktan korktuğum için hiç yeltenemem ben böyle şeylere. Her neyse, öteki akşam saat 6’da indim ben beşiktaş sahiline, ümidim yoktu geleceğinden ama saat 7 gibi de o geldi. Baloncu yoktu o akşam, balonları vuramadık ama çay içtik, sohbet ettik, bira içtik, tekrar çay içtik, kafe kapanıyorken bize oturabileceğimizi söylediler, biz orada sabahladık. Ertesi gün de görüştük, sonraki gün evime geldi.

Sade bir güzelliğe sahip, az konuşan bir kızdı. Bir şeyler yedik, bir şeyler içtik, konu balon olayına geldi, nasıl yaptın onu dedim. “Hile yaptım” dedi. “Nasıl hile?” dedim. “Gözbağcıyım ben” dedi. Şaşırdım, ilk kez bayan bir illüzyonist görmüştüm ve kendine “gözbağcı” diyordu. “Yapsana bişiler daha” dedim, masada duran içi votka ve elma suyu dolu bardağı aldı, bardağın ağzını eliyle kapadı, çalkaladı çalkaladı, üzerime attı, tabi ki elma suyu ve votka yerine çiçek yaprakları döküldü üzerime. Boş bardağı tekrar yerine koydu, “bu kadar hızlı içme, çarpar” dedim güldük, eğlendik.

En büyük numarasını sordum. “Sen bana mutfaktan bir bardak daha votka koy, görürsün, süpriz yapacam sana” dedi. “Tamam” dedim merakla, aldım bardağı, kalktım, “çiçeklerimi yolma bak” dedim giderken. Pencerenin dibinde, solmuş, kurumuş birkaç saksı vardı işte. Mutfağa gittim, ışığı bir açtım, ne göreyim, karşımda. Şok oldum, hiç beklemiyordum resmen, gülerek geldi, sarıldı, yanağımdan öptü. Votkayı doldurduk. “Eğer içeriye benden hızlı gidersen, bu sefer dudağından öpücem” dedi, ışığı söndürüp içeri girdiğimde çoktan odaya geçmiş olduğunu gördüm. Sinirlerim bozulmuştu, gülüyordum. “Kesin ip var” dedim. Espri yapmazsam, şaşkınlığım beni komik bir hale düşürecek zannediyordum. Geldi, dudaklarımdan öptü yine de… Neyse olayı aşk hikayesine çevirmek istemiyorum. O gece bizde kaldı, öpüştük, koklaştık, aynı yatakta yattık ama birlikte olmadık. Bunu takip eden birkaç gün yine görüştük. Sonra bir anda telefonu kapalı olmaya başladı, açık adresini bilmiyordum, okulunu söylemişti ama gurur yapıyorsun işte o zaman, “ne gidicem lan” dedim. Aramadım ama aklım hep ondaydı.

Bir gün okuldan dönüyorum. Metrobüsten inmişim Mecidiyeköy’de. Cevahir’in yanından yürüyorum, Fulya’ya ineceğim. Bir kadın geliyor karşımdan, genç böyle, tülbent var kafasında, bana bakarak geliyor, anladım ben bir şey soracağını. Çok kibar bir ses tonuyla, gözlerimin içine bakarak “2019 yılında öleceksiniz” dedi. ilk başta şaşırdım, sonra gülümsemeye çalıştım. Kadın devam etti; “ama korkmayın, sadece siz değil herkes ölecek. kıyamet kopacak o yıl” dedi. Ben de “eeeh sikerim zaten kafam bozuk bi de bu deliyi mi çekecem” diye düşündüm, geçtim gidiyorum, arkamdan seslendi “lütfen ramazan ayında oruç tutun ve günlük namazlarınızı kılın, bunu yapmanızı istiyorlar, sadece bunları bile yapsanız, cennete gireceksiniz” dedi. Ben de hızlı hızlı uzaklaştım oradan. Olaydan sonra, görüştüğüm arkadaşlarıma da başımdan geçen bu tuhaf durumu anlattım, hep birlikte şaşırdık, güldük.

Bir buçuk sene sonra filan…. Bir arkadaşım var benim, türk kahvesi hastası, böyle gider her yerde kahve içer, dener, sonra beğendiği yerlere bizi de götürür. Bir gün yine geldi bu, Tophane’de bir yer keşfetmiş, oraya gidelim dedi. İyi dedim gidelim. Aga biz bir gittik, ben böyle kafe gibi bir şey bulacağımı zannediyorum, eski bir evin altında dükkan gibi bir yer var, harabe gibi. Pencereleri boyanmış, içerisi görünmüyor ama bir de böyle renkli boyalarla üzerine “fal ve tarot bakılır, voodoo yapılır, büyü bozulur” filan yazmışlar. Oha dedim içimden nereye geldik biz böyle. Fala da ilgisi vardı bu benim arkadaşın. Girdik içeriye, aga genç bir kız var içeride, “hoşgeldiniz” dedi. üç tane de masa koymuşlar, birine oturduk. Türk kahvesi söyledik. içtik, güzeldi hakkaten, ben zaten çok anlamam. Arkadaş tutturdu, “kapat bak, süper fal bakılıyo burda” filan diye, ben de hem inanmam hem sevmem hem de çekinirim böyle şeylerden ama ısrara dayanamadım kapadım. O sırada, böyle bir kapı vardı ortamda, o açıldı 2-3 kişi çıktı dışarıya. Kız geldi yanımıza sonra “siz içeri geçebilirsiniz” dedi bize. Biz kalktık, odaya girdik, bir de ne göreyim, bu geçen sene beni yolda durdurup, öleceğimi söyleyen kadın var ya, o oturuyor işte yerde ve yemin olsun tanıdı beni girer girmez, bana bakıyor böyle sırıtarak. Şimdi bir anda “hadi çıkalım” da demek istemiyorum arkadaşa, dedim ki ben bir tuvalete gideyim, hani gidip mesaj atma niyetindeyim “olm o kadın deli” diye. Tam dönüp çıkacaktım, kadın “tuvalet yok burada ama rahatsız olduysanız gidebilirsiniz tabi” dedi, baktım yüzüne, aynı tebessüm var ve aynı kibar ses tonuyla konuşuyor. Sonra arkadaşıma döndü “arkadaşınızla tanışıyoruz da biz önceden, sanırım pek sevmemiş beni, oysa ona gelecekle ilgili işine yarayacak çok önemli haberler vermiştim” dedi. Ulan baktım kadın açık sözlü ve her ne kadar söyledikleri saçmaysa da söyleme biçimi gayet aklıbaşında, nasıl olduysa oldu, kendi kendime ikna oldum ben, oturduk arkadaşla birlikte. Korkuyor gibi görünmekten çekindim biraz da. Sonra kadın “ee namaza başladın mı bakalım” dedi yine gülerek, ben de korkmadığımı belli edeceğimm ya kesin ve net bir “hayır” çektim, “peki sen bilirsin” dedi kadın da. Sonra önce arkadaşın kahvesine baktı. Söylüyor bir şeyler işte, ulan hakkaten de biliyor yani, ilk kez öyle bir fala şahit oluyorum. Genelde çok sıradan şeyler söylerlerdi, bu kadın böyle benim arkadaşın hayatıyla ilgili, herkesin bilmediği şeyleri filan söylüyor. Şaşırdık ettik. Sonra bana geldi sıra…

Kadın ilk başta okulla ilgili, ailemle ilgili birkaç şey söyledi. Bildi de ama yine de sıradan şeylerdi. Sonra “senin aklından hiç çıkmayan biri var” dedi. “Evet” dedim. “Hep onu görmek istiyorsun” dedi. “Doğru” dedim. “Peki onu sana göstersem bana inanacak mısın?” diye sordu. Hani şu kıyamet olayını kastediyor, ona inanmamı istiyor. Ben cevap vermedim, “kapat gözlerini” dedi. Arkadaşla birbirimize baktık, ben gözlerimi kapadım. Ulan o an bildiğin ışınlanmışım gibi oldu. Ama yok öyle bir duygu. Hani “kadın da gözlerini kapat” dedi ama bildiğin gözlerim açık ve evimdeyim, salonda, kız karşımda duruyor, bakışıyoruz mal mal ve tüm eşyalar bıraktığım gibiydi, yani evden çıkmadan önceki son hali nasılsa o halde duruyor her şey. Sonra bir anda geri çekildiğimi hissettim, gözlerimi açtım, yine falcının odasındaydım. “Sen kimin hayalini kuruyorsun böyle?” dedi. Öyle bir şaşkınlık içindeyim ki ağzımdan laf çıkmıyor, arkadaş “söylesene olum” dedi. Ben bi daha gözlerimi kapadım, bu sefer hemen olmadı, bir kaç saniye sürdü ve tekrar evimdeydim. O da yine karşımda duruyordu, “keşke bunu istemeseydin!” dedi. Ben tam ağzımı açıp “ama…” diyecek oldum, geri çekildim tekrar gerçekten bulunduğum yere. Kadın “yok yook insan değil bu başka bir yaratık, mahluk bu mahluuuk” dedi. Bir sürü soru sordu nerden buldun bunu, kim bu filan diye. Sonra onun insan olmadığını söyledi, sinirlendim, kabul etmek istemedim. Bir iki bir şey vardı böyle üzerinde dua yazan, “bunları al evine koy” dedi. Oradan çıktığımızda ağlamak üzereydim. Arkadaşa sordum “ben hiç gözlerimi açtım mı” diye, “açmadın” dedi. Hatta o sıra kadın da gözlerini kapatıyormuş böyle benimle birlikte.

Ben o akşam, tam da saat 7 gibi filan, Hava kararmak üzereyken eve vardım. Açıkçası içeriye girmeye çok korktum, çünkü ev arkadaşım yoktu, yalnızdım. Kapıyı açar açmaz hemen koridorun ışığını yaktım. Koşa koşa salona gittim, salonun da ışığını yaktım. Her şey bıraktığım gibiydi, hiç ellenmemişti. Sonra banyoya, mutfağa filan gittim, üstümü değiştim, tekrar odaya girdim o an bir şey dikkatimi çekti. Tam bakacaktım ki… Bakın nasıl anlatayım, böyle normal bir göz kırpma anında bir görüntü belirdi önümde ve istem dışı olarak tekrar gözlerimi kapadım. Falcı kadının odasındaydık ve kadının yanında aşık olduğum kız vardı, ikisi de dizlerinin üzerilerine oturmuşlar, ben karşılarında ayaktayım. Kadın bana yine “2019 yılında… unutma.. bu gece kur’an oku ve namaza başla” dedi. İkisi de gülüyorlardı. Korku içinde gözlerimi açtım. Dikkatimi çeken şeye baktım. laptopun yanında, sehpanın üzerinde, o gün votka içtiğimiz bardak duruyordu ve içi ağzına kadar çiçek yapraklarıyla doluydu. Sonra yan taraftaki saksılara baktım, hepsi çiçek açmıştı, gözlerime inanamadım. Ciddi anlamda inanamadım ama böyle ellerimle ovalayıp ovalayıp tekrar baktım. Rengarenk duruyordu karşımda çiçekler.

Bu şekilde anlatınca da sanki dramatik bir son yakalamaya çalışıyormuşum gibi durdu, lakin olay birebir anlattığım gibidir. Üç ay sonra o evden taşındım, yeni taşındığım eve kadının verdiği duaları koymadım, belki yine gelir, yine görürüm onu diye ama olmadı, bir daha hiç görmedim. Fakat 2019 tarihi hep aklımda ve ben sanki buna gerçekten inanıyorum ve öleceği tarihi bilen bir insanın panik haliyle yaşıyorum. Strese sokuyor bu beni. Anlatacaklarım şimdilik bu kadar, bekleyip göreceğiz.

Not: Bu yazı üzerine Ekşi Sözlük üzerinden mesaj atan bir kaç arkadaşa, falcının yerini tarif etmiştim. Gidenler bulamamışlar, ben de bir daha gidip bakmadım, açık mıdır, başka bir yere mi taşınmıştır bilemiyorum.