PERİDEN DOĞAN

ruhibirbanyo tarafından

“…Adam bilgisayar ekranından açmış güvenlik kamerası görüntülerini. çocuklar yemekhanede yemek yiyorlar işte. ‘Ne var?’ dedim, uzattı parmağını, ‘bak’ dedi. Ulan canlı canlı Paranormal Activity izliyor gibi hissettim kendimi…”

İzmit’te, şu an zor durumda kalmaması açısından adını veremeyeceğim bir anaokulunda, bundan bir yıl önce başıma gelen bir olayı anlatayım bugün de… “Bu olaylar da niye hep seni buluyor? Paranormal paratoneri misin sen arkadaş?” demeyin. Bazı insanlar doğuştan efsunlu olur, öyle bir iddiam yok ama başka bir açıklama da getiremiyorum. Ya hep yaşarsınız ya hiç…

Bu bahsettiğim okulu bizim bir tanıdık işletiyor, Hakan abi. Benim de elim resime filan yatkındır, o yüzden sınıfların duvarlarına bir şeyler çizmemi rica etmişti benden. Her ne kadar o güne kadar kağıdın dışında hiçbir şeye çalışmamış olsam da kabul ettim. 2011’in ağustos ayında başladım işte ben resimleri yapmaya.

Bina dört katlı, altı sınıf var. Çizgi film karakterlerini filan çiziyorum duvarlara kocaman kocaman. Ee çayım çorbam önümde, öğretmen kızlarla muhabbet kuruyorum filan hesabına da ağırdan alıyorum işi. Güzel de oluyor, hoşuna gidiyor herkesin. İkinci gün, salı, enteresan bir olay yaşandı binada…

Şimdi idari bölüm ve sınıflar her kata yayıldığı için telsizle haberleşiyordu öğretmenler, bakıcılar filan. Hani bütün gün “Merve’nin çişi geldi, Canberk kustu bez getirin, Mert’le Okan çarpıştı, Okan’ın burnu kanıyor, Hüseyin altına sıçtı koşun” gibi konuşmalar duyuyordum. Ufak bir telsiz hattı kurmuşlar işte binaya. Bahsettiğim gün artık frekanslar mı karıştı ne olduysa böyle garip garip sesler duyulmaya başladı telsizlerden. Bir iki saat sonra düzeldi ama her şey. Ben de o gün Peter Pan’ın resmini yapmıştım bir duvara. Akşam oldu evlere gittik. Ertesi sabah tekrar geldim, Hakan abiyi gördüm girişte, “olum o resmi niye öyle bıraktın lan, korktu millet görünce” dedi. “Nasıl bırakmışım ki?” dedim, “Ee ağzını yüzünü yapmamışsın” dedi adam. “Allah allah” dedim, çıktım resmi yaptığım sınıfa, ulan hakkaten gözbebekleri ve ağzı yok. Halbuki yaptığıma da eminim, yani en sona bıraktığım şeyler değildi zaten o kısımlar. Bildiğin bembeyaz gözleri var Peter Pan’ın ve ağzı yok, çok pis görünüyor. Fotoğrafını da çektim hatta o haliyle. Kıllandım tabi ben durumdan, biri yapmış yani… “Neyse” dedim, düzelttim yine, çizip boyadım tekrardan.

Aynı gün, öğleden sonra oldu, telsizler yine gitti. Ben de sigara molası vermiştim, Hakan abinin odasındayım. Öğretmenler gelip gidiyor, telsizlerden şikayetçi herkes. İşte o sırada bir ses duyuldu cızırtılı cızırtılı; “biisssmmhiillaaahiii..zzttt..raaaahmaaann..zzhssh..iiirraagghiiim” diye. Kaba, parazitli bir erkek sesi. Gerçi bu kadar uzun değil de o etkiyi ancak böyle verebilirim diye uzattım ben şimdi biraz. Bir kız vardı işte o an odada, bir de Hakan abiyle ben. Biz böyle donduk kaldık birbirimize bakıp. Konuşamadık nedense. Tam Hakan abi bir şey dicekti ki herif ağzını açtığı anda yine öttü telsiz; “zzzztttssshhh..busesekulakverinn..zzzdddddıııııııııııt!”. Ulan ne oluyor demeye kalmadan bu sefer çok temiz, sanki telefondan geliyormuş gibi net bir biçimde bir tane daha geldi; “allahuekber”… Sigarayı emecektim neredeyse, öyle stres oldum amına koyım. Hakan abi aldı aleti kızın elinden anons geçti okula; “Herkes telsizlerini buraya getirsin” diye. Getirdi millet, saydılar, tam çıktı. “Tamam” dedi Hakan abi, siz gidebilirsiniz. Telsizler odada duruyor, Hakan abiyle başbaşa kaldık, bekliyoruz böyle gerilimli gerilimli ha konuştu ha konuşacak yeniden diye. Arada ötüyor aletler filan ama konuşma olmadı hiç. Sonra “abi bişi dicem ben sana” dedim. Döndü baktı Hakan abi, dedim “ben o resmin gözlerini yapmıştım, eminim yani, başkası bozmuş” dedim. “Yaaa olum bi de sen strese sokma beni, canım burnumda zaten” dedi adam, hakkaten de öyle bir haldeydi. Hani pis bi durum. Neyse akşam oldu eve gittik. Benim de o gün başladığım iş yarım kalmıştı, ertesi sabah da gideceğim yani mecburen. Gerçi yarım kalmamış olsa da gidecektim sike sike, sanki hemen korkmuşum da kaçıyormuşum gibi görünsün istemezdim.

 “Ağızsız, gözsüz Peter Pan”

Neyse gittim, ortalık sakin. anormal bir durum yok gibi. Akşama doğru ben bia ara gittim yine Hakan abinin yanına. Öyle üç beş lafladık, sonra sordum, dedim “düzeldi mi telsizler?”. “Bişi yok” dedi. Ama herif geceleyin, sabaha kadar kamera kayıtlarını incelemiş durmuş. Dedim “bişi çıktı mı?”, “çıkmadı” dedi.

Boş sınıf vardı bir tane, yazın öğrenciler azalıyormuş, o sınıftaki öğrencileri aktarmışlar diğer yerlere. Oraya girdim ben de, dedim “buraya da çizeyim bi tane”. Takılıyorum öyle rahat rahat, ulan aşağıdan da sesler geliyor tamam mı… Hani okul ortamı zaten gürültülü, cıyak cıyak bağırışıyor veletler bütün gün ama bu sesler sanki daha büyük birine ait gibi geldi bana. Açtım sınıfın kapısını, baya baya bir şeyler oluyor aşağıda. İndim koşa koşa, öğretmen kızlardan bir tanesi bayılmış, 1-2 tanesi ağlıyor. “Noluyor” dedim. Tuvaletlerden birinin lavabosunu kan içinde bulmuşlar. Şimdi işin ilginç yanı, o tuvaletlere de çocuklar tek başlarına giremiyor hani, bakıcılar götürüp getiriyor. Yani çocuklardan biri yapmış olamaz. Ee bakıyosun, görevlilerin de haberi yok durumdan. Herkes şok içinde. Hakan abi iyice stres olmuş, karıştı ortalık. Neyse kızları sakinleştirdiler filan, saat de akşam olmuştu, “bütün öğrenciler gittikten sonra odama gelin bi toplantı yapalım” dedi Hakan abi. “Sen de gördün olayları, sen de gel” dedi bana. İyi dedim neyse, gittik bir saat sonra.

Adam sakinleştirmeye çalışıyor herkesi. “Arkadaşlar şu an için neler olduğunu anlayamıyoruz ama korkmayalım, açıklanamayacak hiçbir olay yoktur, bir iki gün içinde çıkar ortaya, bugün korktuğumuz şeye güleriz ne salakmışız diye. Lütfen siz de şimdilik kimseye bu olanlardan bahsetmeyin” tarzı şeyler söyledi, saldı herkesi. Biz beraber çıktık Hakan abiyle, gittik bir yere oturduk çay içiyoruz. “Düşünüyorum düşünüyorum, aklıma hiçbir şey gelmiyo Ruhi” dedi. “Düzelir abi” dedim. Biraz daha oturduk. Sonra sıkıntıyla konuşmaya başladı, “Aslında bi çocuk var.,ondan şüpheliniyorum” dedi. “Nasıl yani” dedim. “Bu hafta başladı. Ebubekir…” dedi. Ebubekir deyince hatırladım hangisi olduğunu. Muhtemelen akraba evliliği sonucu dünyaya gelmiş down sendromlu bir çocuktu bu. Laf dinlemiyor tabi diğerleri gibi, uğraştırıyordu öğretmenleri. “Ne olmuş abi Ebubekir’e?” dedim. “Bu hafta başladı ya işte o çocuk” dedi. Babasıyla beraber gelmişler pazartesi günü, babası da hacı hoca tayfasındanmış galiba, çocuğun üzerinde de cevşen gibi bir şeyler varmış. “İlk kez onların geldiği gün, benim odada otururlarken oldu bu” dedi Hakan abi. Ulan tamam mantıklı değil ama açıklayamadığın bir olay için elinde bulunan tek ipucu da bu. İhtimal veriyorsun ister istemez öyle olunca.

Her neyse, ertesi gün, cuma… Haftanın son günü. Ben öğlen gibi gitmiştim o gün. Geldiğimde bütün telsizler odasındaydı Hakan abinin, yığılmış böyle masaya. “Nooldu” dedim. “Sabah geldiğimizde bozuktu hepsi” dedi. Dedim “konuşan var mıydı yine?. “Yok ama ötüyordu işte” dedi, aldı eline bir tanesini açtı, tertemiz, hiç ses yok. Diğerlerini de açtı, düzelmiş aletler, neyse, çıktım ben de sınıfa, işimin başına geçtim. Bir saat sonra bakıcı kızlardan biri geldi yanıma, “Hakan bey sizi çağırıyor” dedi. Gittim. “Olum telsizler yine bozuldu” dedi. “Hadi yaa filan” dedim ben.”Olum çok pis bişi var bak, sen geldiğinde tam cuma saatiydi di mi? Sabah bozuk olan makineler o saatte düzeldi, öğleden sonra yine gitti hepsi, var bu işte bişey kesin” dedi. Gerildim ben bir an bu cümleyi duyunca ama belli etmemeye çalıştım, “Saçmalama abi yaa olur mu öyle şey, çağırın bi tamirci baksın artık” dedim. “Bırak olum tamirciyi sen, asıl gel buna bak” dedi. Gittim baktım…

Adam bilgisayar ekranından açmış güvenlik kamerası görüntülerini. çocuklar yemekhanede yemek yiyorlar işte. “Ne var?” dedim, uzattı parmağını, “bak” dedi. Ulan canlı canlı Paranormal Activity izliyor gibi hissettim kendimi. “Hani?” dedim. “Ebubekir bu” dedi. Çocuğu öğretmen oturtmuş kucağına, yemek yediriyor. Diğer çocuklar kendi taburelerinde oturuyorlar ama bu tek başına halledemediği için öğretmeninin kucağında oturuyor işte. “Görüyo musun bak, diğer çocuklarda olmayan bir ışık var bunun etrafında” dedi Hakan abi. Harbiden de vardı. Hani yıllar önce Sadettin Teksoy’un “ahanda cin bu” diye gösterdiği bir ışık topu vardı ya, aynı onun gibi, onun kadar parlak olmasa da öyle bir şey var yani çocuğun çevresinde. Bakıcılardan birine “yemekten sonra Ebubekir’i buraya bi getirin bakalım” dedi Hakan abi. Ben de bir yandan tırsıyorum, bir yandan da merak ediyorum ne olacak diye, bekledim orada. Neyse getirdiler çocuğu. Oturttular böyle koltuğa, “Ebubekiiiir napıyosuuun olum” diyorlar. Çocuk tabi anlamıyor. Neyse Hakan abi “ver bakayım bi şuna” dedi, çıkarttı çocuğun boynundaki cevşeni, aldı eline inceliyor, normal bir şey gibi. O sırada huzursuzlanır gibi oldu bu, böyle kıpırdannmaya başladı oturduğu yerde, bakıcı tutuyor, biz izliyoruz. Ulan çocuk hırıldamaya başladı amına koyım sonra iyiden iyiye, anlamsız anlamsız sesler çıkarıyor, gerçi o an bunun cevşenle ilgili olduğu aklımıza gelmemişti bizim-ki belki gerçekten de onunla ilgisi yoktur da ben şimdi öyle kuruyorum kafamda. Aynı anda telsizden bir ses geldi; “beeen şiiimdiii sizee şahdamarınızdan bilee dahaa yakınım!”. dönüp birbirimize baktık hemen, o sıra çocuk iyice kaydı koltuktan, dizleri yere değiyor filan, gözleri kaydı bunun, ulan iyice benim gözbebekleri silinmiş Peter Pan gibi oldu, o an var ya hani çarpılacağını filan zannediyor insan nedense, eminim artık ona yani, çarpılayım diye bekliyorum çok saçma. Altıma sıçmak üzereyim korkudan. Sonra Hakan abi “bi dakka bi dakka” dedi. Nedense güven verdi herifin o kadar sakin “bi dakka” demesi, ekranı işaret etti. Bu Ebubekir’in öğretmeni var ya, o en yukarıdaki boş sınıfta kendi kendine geziniyor ve gittiği her yerde bir ışık takip ediyor kızı. Bizim olduğumuz odayı büyüttü tam ekran yaptı, çocuğa bakıyoruz gayet normal. Sonra Ebubekir’e su içirdiler, muskasını bağladılar boynuna, sakinleşti gitti çocuk. Öğretmen de o sınıftan çıkmıştı. Neyse görevlilerden birine “Perizat’ı bi çağırın bakalım gelsin” dedi Hakan abi. “Perizat diye isim mi olur lan” diye düşündüm. Bekledik bir 15 dakika gelmedi kız. Bir daha çağırttık. Bakıcı kadın geldi, “bulamıyoruz Perizat öğretmeni” dedi. Aslında o an çözüldü her şey…

Bakıcı kadın çağırmış bunu, “tamam geliyorum” demiş kız, bakıcı dönmüş. Sonrasında gören yok. Koridorlarda kamera yoktu ama okulun girişinde vardı. Açtık onun kayıtlarını, inceliyoruz, kimse çıkmamış. Bildiğin yok olmuş la kız. Sonra millet korkmasın diye “tamam görüştük, ayrıldı o aramızdan, istifa etti” dedi Hakan abi. Bizim de aramızda bir sır olarak kaldı bu olay.

Haftasonundan sonra ben gitmedim okula bir daha, zaten bitirmiştim sınıfların hepsini. Öteki hafta içi buluştuk tekrar Hakan abiyle, sordum değişen bir şey olup olmadığını. Haftasonu babası telefon etmiş, Ebubekir’i bir daha yollamayacağını söylemiş. İki gündür de hiçbir şey olmuyormuş okulda. Sonra dedi ki “dün bu Perizat’ın başvuru yaparken bıraktığı cv’ye baktım, kızın adı soyadı var, başka hiçbir bilgi yok, fotoğrafı bile yok. Olum ben bu kızı nasıl işe aldım lan?” dedi. Artık adamın gözüne perde mi indi ne olduysa, almış işte öyle bomboş bir özgeçmişle. Üstelik kız da işe o haftanın pazartesi günü yani Ebubekir’le birlikte başlamış.

Bu olayın üstünden 6-7 ay geçti neredeyse, bir gün denk geldik yine bizim Hakan abiyle. Konu açıldı. Bu Ebubekir’in babasını tanıyan biriyle karşılaşmış. Tabi anlatmamış olayları da, “eski öğrencimizdi, nasıllar” filan diye sormuş. O sıra öğrenmiş ki bu adamın eski karısından çocuğu olmamış. Adam da karıyı boşamış, genç bir kız almış, adı; Perizat. Ondan da sakat bir çocuğu olmuş. Şimdi taşınmışlar eski oturdukları yerden, adam da bilmiyormuş artık nasıl olduklarını.

O anaokulu bugün hala hizmet vermekte ve gayet nezih, kaliteli bir okuldur. Fakat herhangi bir önyargı oluşmaması açısından ismini vermemeyi uygun gördüğümü belirtmek isterim. Bu konuda mesaj atmazsanız da sevinirim. Saygılar…