RÜYA DİYARI SAKİNLERİ

ruhibirbanyo tarafından

“…Rüyasında sayıklıyor zannediyorduk, meğer birileriyle konuşuyormuş gerçekten de. Her gece odamıza birileri giriyormuş ve ben bir gün onları gördüm. Ama ona asla anlatmadım kimlerle konuştuğunu…”

Astral seyahatle ilgilendiğim bir dönem, başımdan seri halinde bir takım tuhaf olaylar geçmişti. Konu hakkında yeterince bilgili olduğuna inandığım kişilere de anlattım yaşadıklarımı, kimi hepsinin bir rüya olduğunu söyledi, kimi çok ilginç buldu, anlattıklarım üzerine araştırmalar yaptı. Kısaca, kesinliği yok, paranormal sonuçta. Ama yine de anlatayım, zaten ilgi çekici bir konudur bu, bir de siz dinleyin…

Aslında öyle astral seyahatla filan uğraşacak bir insan da değilim. Fakat bundan 3-4 yıl önce bazı konuları kendime takıntı haline getirmiştim. İşte “vay neden bu kadar uyuyoruz, neden bu kadar yemek yiyoruz, bunlar olmadan da yaşanır” filan gibi. Oysa devir kıçını yat di mi… Neyse, bu takıntılar bende baş gösterdiğinde, ilk başta uykumu nasıl azaltabileceğim üzerine bir takım araştırmalar yapmıştım. Şimdi yok Einstein uykusu, yok çok fazlı uyku diye teknik ayrıntılara boğmayayım mevzuyu. Fakat bu benim gündelik uyku süremi birkaç saate düşürme çabam, daha sonra farklı bir hal aldı. Uykuda bilinci kaybetmemek üzerine kurmaya başladım ben araştırmalarımı. Amacım da seyahat filan değil “lucid dreaming” yaşamaktı. Hani bu sayede, uyuduğum o birkaç saatte de bilincim açık olacak, mantıklı düşünmeye devam edecektim. sanki Nobel’in, Pulitzer’in peşindeyim amına koyım. Bugün bakınca çok saçma geliyor tüm bunlar.

Bu “lucid dreaming” dedikleri olay da aslında herkesin arasıra yaşadığı bir durum. Rüyada olduğunu anlama olayı işte. Bazen olur ya, o kadar saçmadır ki gördüğümüz düş, bir anda uykuda olduğumuzu anlarız ve rüya ayrı bir hal alır. İşte eğer ustalaşırsanız, istediğiniz rüyayı görme şansınız oluyor bunun sonrasında. “Inception” gibi karışık bir mantığı da yok yani, gayet basit.

Düş Görme Enstitüsü

Şimdi bu mevzular üzerine anlatılan çok fazla rivayet var, bir o kadar da teknik konu. Ama belli başlı olanları, kesinlikle ihmal edilmemesi gerekenler. Öncelikle uyku alışkanlıklarınız olacak. Yani sürekli aynı yatakta, aynı yastıkla, mümkün olduğunca aynı pozisyonda uyuyacaksınız. Oda sıcaklığı, rahatlığınız bile çok önemli. Daha sonra rüyadayken, uykuda olduğunuzu anlamanıza yarayacak bir takım uyarıcılar belirlemeniz gerekmekte. Kolunuzu mıncırmak, dudağınızı ısırmak filan olabilir bu. Evet, ben dudağımı ısırırdım, yani gün içinde bunu defalarca yapıyorsunuz, alışkanlık, adeta tik haline getiriyorsunuz. Kendinizi her uyarışınızda farkına vardığınız uyanıklık hissi, rüyada olduğunuzu anlamanızın en iyi yolu oluyor. Eğer his yoksa, rüyadasınız demektir… Bir de rüya günlüğü olayı var, aslında bunu herkese tavsiye ederim, çok eğlenceli olabiliyor. Hani şu uyandığımızda “ulan ne rüyaydı vaay babayın kemüüğüne” deyip, 15 dakika sonra aklımızdan tamamen çıkan rüyalar var ya, onları belgelemek için yapılan bir şey bu. Yatağınızın başucunda bir kağıt kalem tutmanız ve saat kaç olursa olsun, uyanır uyanmaz gördüğünüz rüyayı hemencecik not etmeniz gerekiyor, çünkü bazen birkaç dakika içinde bile silinebiliyor bellekten bunlar. Bunun faydası ne peki? Bu sayede, görüğünüz o rüyaların atıldığı geçici bellek devre dışı kalıyor ve her ne kadar yine bilinçaltınızdan beslense de, gerçek belleğinizde canlanmaya başlıyor artık rüyalar. Yani daha rüya başlar başlamaz anlıyorsunuz daha nerede olduğunuzu. Bir de bu iş için kullanılan bir takım ilaçlar, dinlenen müzikler var. İlaç olayına zaten hiç girmedim de o müzik dedikleri, değişik frekans aralıklarında çalan bir takım seslerden ibaret. Denemiştim, faydasını görmeyi bırak, rahatsız edici buldum, bıraktım ardından.

Şimdi benim yaşadıklarımı ilginç kılan ne peki? Uykusunda sürekli sayıklayan, dişlerini gıcırdatan, hatta bazen uyanıp bir takım eylemlerde bulunup, sabah olunca hiçbirini hatırlamayan bir ev arkadaşına sahip olmam. Rüyasında sayıklıyor zannediyorduk, meğer birileriyle konuşuyormuş gerçekten de. Her gece odamıza birileri giriyormuş ve ben bir gün onları gördüm. Ama ona asla anlatmadım kimlerle konuştuğunu.

Yatak Odasında Bulaşık Deterjanı

Şimdi ben bu işlerle ilgileniyorum o dönem, fakat başarılı da değilim hani, hatta pek fazla insana da anlatamıyorum, “hani zaten boş işlerle uğraşıyorsun, bir bok becerdiğin de yok” diyecekler, ondan çekiniyorum. Fakat ters giden bir şeyler var onun farkındayım, yani rüyalarım gayet normal geçiyor, fakat arasıra gözlerimi, uyuduğum yatakta açıyorum. Evet, uyanmıyorum, bedenim uyku halinde, ancak yattığım pozisyondan odanın içini görüyorum. Fark ettim ki bunun lucid dreamingle filan alakası yok, biraz daha baktım forumlara filan, astral seyahat tecrübelerini anlatanlar sık sık buna benzer şeylere değinmişler. Fakat rüya da olabilir hani, emin değilim. O yüzden bir test yaptım, normalde odada bulunmayan, bulunması da saçma olan birkaç şeyi getirdim tam karşıma koydum. Mutfağı boşalttım adeta, doğal gaz borusuna tavaları, maşayı filan astım. Çalışma masasının üzerine zeytinyağı, cif şişesi filan koydum. Hani uyandığımda orada olduklarını görürsem rüya olmadığını anlayacağım. Bir haftadan fazla durdu onlar orada, bir sik görmedim açıkçası… Hayır, millete derdini de anlatamıyorsun, dalga geçiyor insanlar. En sonunda hepsini götürdüm geriye ve birkaç gün sonra çok ilginç bir şey oldu. Gece gözlerimi açtığımda, karşımdaki sandalyede asılı olan kıyafetlerimin üzerinde bir hamster geziniyordu. Evet, cam fanusta beslediğimiz bir hamsterımız vardı ve olması gereken yerde değil, benim odada, eşyaların üzerinde geziniyordu hayvan. Ben yine hareket edemedim, kımıldayamadım ve bir süre sonra daldım. Fakat sabah uyandığımda gerçekten de hamster akvaryumda değildi. Sanırım rüya görmüyordum. Hayvanı ararken, arkadaşa “gel ulan bir de benim odaya bakalım” dedim, hakkaten de oradan çıktı hayvan.

Uyurken Kendini İzlemek

Ben bu şekilde astral seyahata giriş yaptığımın farkına varınca işi gücü bıraktım, bunun peşine düştüm tabi. Gözlerimi açmaktan öteye gitmem gerekiyordu bir şekilde. Epey uzun sürdü işin bu kısmı, zaten her gün tekrarlanmıyordu bu olay, arada bir gerçekleşiyordu, onda da sonuç değişmiyordu. Fakat sonunda denediğim yöntemlerden biri sonuç verdi. yine bir internet sitesinde okumuştum, size gündelik hayatın içinde olduğunuzu ve her şeyin normal gittiği mesajını verecek bir takım uyarıcılarınız olsun yazıyordu. Ben de telefonun alarmını 15 dakika aralıklarla kuruyordum geceden. Bir gece yine aniden gözlerimi açtım ve aynı felç hissiyle karşılaştım, öyle boş boş tavana bakarken bir anda diiit sesi geldi telefondan ve çok acayip bir şekilde sanki ayağa ışınlanmışım gibi oldu. İlk başta anlamadım zaten, yataktan düştüğümü zannettim, bakış açım değişmişti bir anda. Sonra yatakta duran kendi bedenimi gördüm. Fakat yine öyle elini kolunu salla sallaya gezemiyorsun. Mesela bedenimi gördüm ama duvara dönük yatıyordum ve feci derecede korkuyordum. Kendi yüzümü görmek istedim ama elimi bile uzatamıyorum, artık ne oluyorsa, sadece başımı çevirip odayı ayakta izledim o gece, kafamı uzatıp koridora filan baktım. Bir de sesleri filan daha net duyuyordum.

Sana Dün Uçarken Baktım Aziz İstanbul

Bu olay böyle böyle sürdü. Öyle her gün de tecrübe edilmiyor tabi, bazen aylar giriyor aralara, bazen bir hafta içinde defalarca yaşıyorsunuz. Ben artık gündüz uykularına filan da yatmaya başladım o dönem. Her defasında daha ileriye gidebiliyorsunuz, zamanla yürümeye, rahat rahat hareket etmeye ve hatta uçmaya bile başladım. “Oha” dediğinizi tahmin ediyorum, ama zaten bundan sonra boka sardı olaylar.

Artık o moda girince ben etrafta dillendirmeye de başladım “astral seyahat yapıyorum, uçuyorum kaçıyorum” diye. Güvenim iyice geldi kendine. Bir gece yine saçma sapan bir rüyam bir anda kesiliverdi ve kendimi odamda buldum. Fakat ilk kez bu kadar rahat hissediyorum kendimi. Hiç korku yok içimde. Dedim ki “hiç görmediğim bir yere gidicem”. İnsan zihni çok acayip işte, o an uçup Jennifer Lopez’in yanına gitmeyi ve götünü ellemeyi düşünmüştüm. Vaziyete bak… Sonra dedim ki “gittiğimi kontrol edebileceğim bir yer olmalı”. Times meydanına gitmeye karar verdim, o nereden aklıma geldi bilmiyorum. Fakat daha sonra detaylı fotoğraflarına internetten ulaşabilirim ve test edebilirim gidip gitmediğimi diye düşündüm sanırım. Buradaki zaman ve mekan kavramını ifade edebilmem çok güç. Hani nefesinizi tutuyorsunuz ve gözlerini kapayıp kendinizi bir yere itiyormuşsunuz gibi bir hissi var. O an uğultular oluyor. Gözlerimi açtığımda, güneşin yeni doğduğu, sadece birkaç kişinin olduğu, yabancı bir sokaktaydım. Türkiye değildi burası, bir zenci vardı ve binalar yabancıydı ama nerede olduğumu bilmiyordum. Demek ki “kafama göre hareket edemeyeceğim” dedim kendi kendime. Yeniden denedim, gözlerimi açtığımda en fazla yüz metre uzaklaşmıştım olduğum yerden ve o an içimi bir korku kapladı. Geri dönemeyeceğimi düşünmeye başladım, kalbim hızlandı. kimse beni fark etmiyordu, ağzımdan ses çıkmıyordu, bir sıcaklık yayılıyordu vücuduma. Tekrar denemek istedim, gözlerimi kapayamadım bile bu dafa, sonra aniden uyandım. Feci tırsmıştım, çünkü yine birçok hikaye anlatılırdı böyle seyahat esnasında ölen insanlarla ilgili. Bunu bir daha denememeye karar verdim. Fakat alıştığınız o uçma hissinden vazgeçemiyorsunuz kolay kolay. Sadece bir defa başarılı bir gidiş dönüş yaşadım- ki hayatımın en güzel anıydı. Evimiz Fulya’daydı ve ben Galata Köprüsü’nün üstüne kadar uçup geri dönmeyi başarmıştım. İddia ediyorum ki İstanbul’un en güzel manzarısını ben gördüm ve o an, uğruna çektiğim onca sıkıntı ve korkuya değdi, o kadar söyleyebilirim. Galata Kulesi ve Beyazıt Kulesi’nin ortasında gökyüzünde salınıp, İstanbul’u izledim bir gece boyunca ve sorunsuz bir şekilde yatağıma dönüp, sabah huzurlu huzurlu uyandım.

Gece Misafirleri

Bunlar yine güzel kısımları, gezip tozuyorsunuz. Sıkıntı yok, bir de aslında evinizi ne çok varlıkla paylaştığınızı öğreniyorsunuz zamanla. Daha bu uçmalarım başlamamıştı ve evin içinde dolaşıp eşyaları filan oynatmaya çalışıyordum. Maddelerin hareket ettirilemedeğini belirteyim ilgilenenler için. En azından ben yapamıyordum bunu. Bir gece yan odaya, arkadaşımın odasına girdim. Ara sıra yapardım bunu yanına gider bağırıp çağırır, şarkı söylerdim. Hiç uyanmadı ama uykusu ağırdı da ondan mı uyanmadı yoksa ben aslında hiç ses çıkartamıyor muydum bilmiyorum onu. O gece kapısını açar açmaz, sesini duydum bizimkinin. Yine konuşuyordu uykusunda kendine. Onun odası benimkinden daha karanlıktı. İçeriye girdim. Bir cümle daha söyledi, sonra bir kız sesi duydum. Gözlerimi karanlığa dikince, benim ev arkadaşın yatağına çökmüş iki silüet gördüm. Neden bilmiyorum hiç korkmadım, sanırım içten içe onca zaman hazırlamıştım kendimi buna. Yavaşça yaklaştım bunlara doğru, biri bir kızdı, fakat diğerini görünce bir korku sardı içimi. Çünkü kız bana bakıyordu ve normal bir ifadesi vardı. Fakat diğer eleman bir albinoydu ve gözlerini dikmiş benim arkadaşı inceliyordu öylece, bana hiç tepki vermeden. Devamında ne olduğunu hatırlamıyorum. Sabah uyandığımızda bir rüya görüp görmediğini sordum arkadaşa, hiçbir şey görmediğini söyledi.

Gel zaman git zaman, bir seneye yayılan bir zaman dilimi içinde defalarca gördüm ben evin içinde bunları. Bazen kızı, bazen de albinoyu tek görüyordum. İşin enteresan yanı, uyku esnasında karşıma çıktıklarında hiç korkmadığım bu tipler, uyanıkken feci derecede tırsmama yol açıyordu. Hani oturmuşum Facebook’ta takılıyorum diyeyim mesela, sanki albino hemen yanımda çökmüş, kafasını omzumun üstünden uzatmış, ekrana bakıyor gibi gelirdi. Evde otsbir çekememeye başladım amına koyım o derece. Fakat uyuduğumda bitiyordu tüm korkular. İlk kez nasıl oldu inanın hatırlamıyorum onu, fakat iletişim kurmaya da başladım sonradan ben onlarla. Albino hiç konuşmuyordu zaten. kızdan epeyce bilgi almıştım, bana “yolcu” diyordu, “sen de bizim gibi yolcusun”. Neden sürekli bizim evde olduklarını soruyordum, bir şey söylemiyordu. Daha sonrasında kendimi onlarla kıyaslamamam gerektiğini söylemişti. Kendisi için zaman ve mekan kavramının daha farklı olduğunu belirtmişti. Lakin bu konuşmalar öyle çay içip sohbet etmeye benzemiyor. Bu aşamada çoğu zaman nutkunuz tutuluyor, aklınıza gelen birçok şeyi yapamıyor, söyleyemiyorsunuz. Çoğu zaman, bir anda her şey bitiyor, uyku modunuz değişiyor, sıradan bir rüyaya dönüveriyorsunuz.

Ben bu ikisinin cin olduğuna iyice inandırmıştım kendimi o dönem. Kısmen haklı da çıktım… Kız bir gün ne kadar ileriye gidebildiğimi sordu, yapabildiklerimi anlattım. “Hiç seyahat esnasında birinin ölümüne tanık oldun mu” dedi. Nereden çıkmıştı ki bu soru? “Hayır” dedim. “Eğer zaman içinde gidip gelmeye başlarsan sana bunu gösterebilirim” dedi. Demek ki zamanda da gidip gelinebiliyordu. Bunu öğrenmiş oldum. “Çok güzel öldüm ben” dedi sonra, gülümsedi yüzüme bakıp, “nasıl yani ölü müsün sen şimdi” dedim ama içimden mi dedim ona mı sordum bilmiyorum, cevabını alamadım bunun hemen. Ama en çok kafamı karıştıran albino hakkında söylediğiydi; “o aslında sizin dünyanızda yaşayan bir balık” deyip gülmüştü.

Dip Boyası Gelen Albino

Birkaç ay sonra ne demek istediğini anlayacaktım. Bir gece uyandığımda üç kişilerdi. Bağdaş kurmuş oturan biri daha vardı yanlarında. Yaklaştığımda gördüm, saçları boynundan sırtına doğru devam eden, ensesi uzun kıllarla kaplı garip bir yaratıktı bu. Çok rahatsız oldum görünce, uyanmak istedim hemen, uyanamadım ama seyahatim bitti. Ertesi seferinde yine karşılaştık, kız beni görünce “korkma” dedi. “Anlamadın mı kim olduklarını?” diye sordu. Nasıl anlayabilirdim ki… Albino olan elemanı tuttu omzundan, sırtını çevirdi, o bembeyaz saçları olan çocuğun kafasının arkası pembeye boyanmıştı. “Bak” dedi kız. Baktım ama ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Ve bir anda jeton düştü. Benim ev arkadaşın kız arkadaşı gelmişti geçen hafta eve ve yanında saç boyası mı ne vardı ve bir çubukla bizim hamsterın sırtına da sürmüştü birazını. O boya sonradan akmış ve pembeye çalan bir renk kalmıştı hayvanın üzerinde. Bunu fark ettiğimde şok oldum tabi, bırak konuşmayı, düşüncelerim bile durmuştu. Kız bir şeyler daha söyledi, net hatırlamıyorum. Sanırım bizim hamsterı akvaryumda beslediğimiz için dalga geçmişti onunla ilk seferinde balık diyerek. Sonra diğerini gösterdi, “peki bunu tanıdın mı?” dedi. Kıllı mahluğa baktım, hayır, o neydi ki! “İyi düşün” dedi, “başka ne var sizin evde?” diye sordu. Başka bir hayvanımız yoktu. “Yalnızca birkaç gündür sizin misafiriniz ve yakında yok olacak o” dedi kız. Sonra bir anda aklıma düşüverdi, evde, durmadan sağa sola çarpan ve elinizle tuttuğunuzda boya bulaştıran bu değişik kelebekler var ya, onlardan vardı iki üç gündür. “Kelebek mi bu?” dedim. Güldü. “Peki sen kimsin?” dedim, “kurabiye canavarıyım ben” dedi ve bir kahkaha attı. Eğer bunu gerçek hayatta tanıdığım bir kız yapsa aşık olabilirdim, çok hoştu. “Ben seni pokemon filan zannetmiştim oysa” dedim. “Evet yan sokağınızda merdivenlerden düşerek ölen bir jigglypuff’ım ben” dedi. Ürperdim. Mehmetçik Caddesi’nde uzun merdivenlerden vardır, belki bilenler çıkar içinizden, bizim apartman onlardan birinin tam yanındaydı işte.

“Bizim bızdığın normal hali. Sırtındaki boya silinmek üzereyken çekilmiş.”

Bu işlerle uğraştığım iki sene boyunca 14 kilo verdim, epeyce saçım döküldü ve beyazladı, bildiğin çöktüm yaşlandım yani. Şu an düşününce birçok sosyal bozukluğum da varmış, daha iyi anlıyorum şimdi, hatta bazıları hala süregelmekte. Zamanla bıraktım astrali filan, sebeplerini anlatmayacağım, o evden taşınınca da tamamen bitti. Son konuşmalarımızdan aklımda kalan bir diyalog var; “hiç bir bebeğe can verildiğini gördün mü?” diye sormuştu bana. “Eğer bir daha yolculuk yapmayacaksan, karar verdiysen, önce buna tanık olmalısın, sonra bırakırsın” dedi. Nasıl olacağını sordum. Hamileliğinin 15.haftasındaki bir kadını takip etmeliymişim. O zaman karnında taşıdığı cenine ruh üflenirmiş. Bir faninin görebileceği en güzel şey buymuş, adeta bir şölenmiş. İlginç gelmişti ama denemedim.

Karabasanın Şapkası

Konuyla ilgilenenler için edindiğim birkaç bilgiyi de vereyim; gördüğünüz bir varlığın hayvan olup olmadığını, konuşup konuşmamasından anlıyormuşsunuz. Konuşmuyorsa bir hayvana aitmiş. Emin değilim ama sanırım size zarar vermiyorlar ya da bizim karşılaştıklarımız vermiyor. Şu hamster için “kanım kaynadı” demiştim bir seferinde, “umarım hiçbir zaman bir bal porsuğuyla karşılaşmazsın” demişti o da bana, ne kast etti tam olarak bilmiyorum. Yaşadığımız sokakta yemyeşil bir ışık vardı bir gün, orada istihareye yatan birinin olduğunu söyledi. Rahatsız etmememiz gerektiğini, insanların ya da hayvanların dışında başka varlıkların da ara sıra bu dünyaya girip çıktıklarını anlattı. Bunun dışında söylediğim gibi sanırım zamanda geriye gitmek bir şekilde mümkün olabiliyor, ben çözememiştim. Bir de daha önce gittiğiniz yerlere gidebiliyorsunuz kolaylıkla fakat bilmediğiniz bir yere gitmek, gidilse de dönmek riskli bir hareket, ben öyle anladım.

Son olarak; karabasan… Fazla uzun tutmayacağım, ne şapkası ne de hazinesi var. Bir gece benim ev arkadaşının üzerinde gördüm. Eli, kolu, kafası yok… Deriden yapılmış simsiyah bir yorgan gibi insanın üstünü kaplıyor. Yüzeyi pürüzlü. Neden geliyor ve nasıl gidiyor bilmiyorum ama yılan gibi sürünerek hareket ediyor ve ufalarak kayboluyor.

Benden bu kadar.

Hepinize iyi uykular, tatlı rüyalar…