YERALTI GÜNCESİ Bölüm 1:Yeni ev

ruhibirbanyo tarafından

“…Hayal gücü, Tanrı’nın insanlara verdiği bir armağan olduğu kadar bir cezadır da… Ben, payıma düşenin ceza olduğunu çocukluğumdan beri biliyordum ve buna yordum evin altından duyduğum ilk sesleri. Aslına bakılırsa evin altından bir ses duymam mümkün değildi, zira apartmanın temeli üzerinde yaşıyordum…”

2009 yılında, işsizliğin ve dolayısıyla parasızlığın canıma tak ettiği günlerde, kira ödememek adına, yaşadığım şehrin kenar mahallelerinden birinde yer alan bir apartmanın, bodrum katına taşınmıştım.

Belki daha fazla detay verebilirim bu yer konusunda, sakıncası yok;

Pruvasında taşıdığı, denizcilerin meleği sayılan Santa Barbara’nın ahşaptan oyulmuş bir figürüyle, önce açık denizleri, ardından da körfezi yararak limana giren dev bir gemiden inen Roma imparatoru Diocletianius’un, çıktığı bu uzun seferin verdiği özlemle kızı Prenses Valeria’yı kucaklayıp, eşi Kraliçe Preiska ile birlikte el ele, saraylarına doğru yürüdükleri geçitlerden birinin üzerinde oturuyorum. Daha da açıklayıcı olmak gerekirse, imparator Diocletianius’un gemisinin pruvasından, yol aldığı her coğrafyayı selamlayan ve dünya üzerinde 45 farklı ülkede adına kurulmuş şehirler bulunan Santa Barbara’nın, Diocletianius’un doğumundan yedi yıl önce, M.S 235 yılında, henüz 21 yaşındayken öldürüldüğü kuleye varan yollardan birinin üstüne inşa edilmiş bir evde uyuyup uyanıyor, yemek yiyordum. Kısaca, İzmit’te, Çukurbağ Mahallesi’nde yaşıyordum.

Evet, yüzyıllar önce Roma’nın başkentliğini yapan ve dünyanın yönetildiği bu yer, şimdi kirası ucuz, kentleşme sürecinde oldukça geri kalmış, fakir bir semtti ve ben de gerekçelerini anlatmayı şu an önemsiz bulduğum eğitim ve iş alanındaki başarısızlığımın bedeli olarak, burada bir ev tutmuştum. Pek fazla eşyam da olmadığı için taşınma işlemini kısa bir sürede halletmiştim. Ve sanırım yeni evimdeki rutubet kokusunun verdiği tedirginliği saymazsak, mutluydum. Öyle ki, açlığımı bile hissetmemiştim evimin kapısı çalınıncaya kadar. Kapıyı açtığımda yaşlı ev sahibem Nimet Teyzeyi karşımda buldum. Elinde, üzerine peçete örtülmüş bir tabakla “haydi hoşgeldiniz oğlum, tekrar hayırlı olsun” dedi. Mahalle kültürünü sürdüren bir yerdi ve komuşlarım hemen yardımıma koşmuştu. Bir güzel yedim getirdiği kavurmalı pilavı. İlk hafta huzurum gayet yerindeydi.

Hayal gücü, Tanrı’nın insanlara verdiği bir armağan olduğu kadar bir cezadır da… Ben, payıma düşenin ceza olduğunu çocukluğumdan beri biliyordum ve buna yordum evin altından duyduğum ilk sesleri. Aslına bakılırsa evin altından bir ses duymam mümkün değildi, zira apartmanın temeli üzerinde yaşıyordum. Nimet Teyze ise yan tarafta, eski ve müstakil bir evde ikame ediyordu. Benim oturduğum apartman ise Nimet Teyzenin kocasının ölümü ardından, zihinsel engelli çocuğuyla kendisine miras kalan arsanın üzerine yapılmıştı.

Soğukkanlı bir insanım, evin içinde duyulan seslere, gün boyunca ısınan eşyaların yeniden genleşmesinin yol açtığını bilirim. Bir apartmanın temelinden duyulan çıtırtıların ise en fazla o yapının çürüdüğüne, eskidiğine dalalet ettiğini düşündüm o yüzden. Ta ki bir gün, “patapatapatapat” şeklinde, birinin bir yerlerde koştuğunu açıkça vurgulayan o sesi duymama kadar. Geceydi, birisi koşuyordu, evimin içi sessizdi, dikkat kesildim, pencereye çıktım, hayır, sokak boştu, duvarlara yöneldim, hayır Nimet Teyze koşuyor olamazdı, diğer duvarsa sokağa cephe tutuyordu zaten. Kendimi, seslerin üst kattan geldiğine inandırdım.

Ertesi sabah, uyandığımda sokaktan gürültüler geliyordu. Penceren baktım, bir sürü insan vardı sokakta. Dışarıya çıktım, polis ekipleri gelmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Nimet Teyzeyi gördüm. Mahalleden bir çocuğun kayıp olduğunu öğrendim ondan. Hatta bana da gösterildi çocuğun fotoğrafı, hayır, görmemiştim onu daha önce. Üzüldüm. Ama bunun ilk olmadığını öğrenecektim kısa bir süre sonra. Son aylarda sık sık yaşanmaya başlayan bir durummuş bu. İnternetten dönemin gazetelerine ulaşabilirseniz, konuyla ilgili gerçek haberleri de okuyabilirsiniz. Tabii yalnızca kayıp haberlerini. Çünkü nedenini yalnızca ben biliyorum.

Şimdi dikkatli okurlar, benim duyduğum şu koşma sesleriyle, kayıp çocuğu ilişkilendirmişlerdir çoktan ve finalde bunları birbirine bağlayacağımı zannediyor olabilirler. Belki de haklılardır, bilmiyorum, inanın bilmiyorum.

Evin içinde duyduğum sesler, zaman zaman tekrarlanıyordu. Çıtırtılar, adımlar ve koşma sesleri… Rasyonalist bir insan olarak Nimet Teyzeye gidip, evin altında bodrum veya depo gibi bir şeyin olup olmadığını sormaya karar verdim. Bu sesleri, oraya yuva yapmış bir köpeğe bağlamak niyetindeydim çünkü. Kapıyı bana güler yüzle açan Nimet Teyze, sorum karşısında biraz şaşırdı. “Aman oğlum, kurcalama, bir şey yok orada, gelip soran olursa da öyle söyle, uğraştırma bizi tekrar” dedi. Anlamadım, daha açıklayıcı bir yanıt da alamadım. Sonunda bir gece, birdenbire, bir inleme sesi duyup, sabaha kadar uykusuz kaldığımda, gün doğar doğmaz ilk iş olarak evin tabanını kaplayan halıfleksi kaldırıp, zemini incelemeye koyuldum. Kullanmadığım eşyaları koymaktan başka işe yaramayan o küçük odamı örten halıyı kaldırdığımda eski, paslı kocaman bir metal kapak buldum. Kendimi, Lost’ta, esrarengiz bir ambar keşfeden John Locke gibi hissetmiştim. işittiğim seslere mantıklı bir neden bulup korkumu yok etmeyi düşünürken, bulduğum o kapak, tam aksine, duyduklarımın gerçekliği konusunda daha emin kıldı beni ve korkum daha da büyüdü.

Kusura bakmayın ama öyle cesur, maceraperest insanlar yalnızca filmlerde olur. Tabii ki o kapağı açıp, içinde ne var diye bakmaya yeltenmedim. Fakat bir gün, antenin doğru düzgün çekmediği televizyonumdaki ender kanallardan biri olan Samanyolu TV’de yayınlanan saçma sapan bir programda, İzmit’in yeraltında gizli tünellerin tanıtımını izleyinceye kadar. Yazdığım hikayenin fantastik dozu yüzünden beni Samanyolu TV senaristi olarak niteleyecek yazar dostlarımın şakalarını bir kenara bırakarak devamında neler yaşadığımı, bir başka zamanda anlatacağım, zira bir miktar işim var şu an. Lakin televizyonda, İzmit’in tarihiyle ilgili epey bilgisi olduğunu gözlediğim, tünelleri anlatan o yaşlı adamı bulmaya karar verdim en kısa sürede. Buldum da… Yaşadıklarım, keşke basit birer metafizik tecrübe olarak kalsaydı, inanın bunu yeğlerdim. Çok daha gerçek şeylerle karşılaştım çünkü…

santabarbara

İzmit’teki Santa Barbara kulesi