YERALTI GÜNCESİ Bölüm 2:Kapağın Altı

ruhibirbanyo tarafından

“…Ne yapacağımı bilmiyordum, Nimet Teyzenin cümleleri anlam kazanmıştı bir bakıma, “rahat bırakmıyorlar” demişti ya, sebebini anlamıştım ama hala o kapak, sanki evimin altında yatır varmışçasına rahatsız ediyordu beni…”

Televizyonda gördüğüm adamın adı Resul’du. İnternetten araştırdım biraz, İzmit’in tarihiyle ilgili araştırmalar yapan bir vakıf kurduğunu öğrendim. Kendisini ziyarete gidecektim elbette ama öncesinde şu kapağın gizi hakkında daha fazla fikir sahibi olmalıydım. İçine girmeye götüm yemedi ama en azından şöyle bir kaldırıp bakabilirdim ve bir korku filminde olmadığımız için bunu karanlık bir gecede yapmak yerine gündüz yapmayı yeğledim. Kapağı kaldırdığımda, aşağıya doğru uzanan karanlık bir geçit ve asma bir merdivenden başka hiçbir şey görmedim. Buna hazırlıklıydım, çünkü ev bile doğru düzgün güneş almıyordu zaten. El feneriyle baktım içeriye, takriben üç metre derinliğinde bir geçitti bu ve muhtemelen bir koridora açılıyordu. Daha fazla kurcalamadım, kapağı kapatıp işime gücüme döndüm. İlk fırsatta da bahsettiğim vakıfa, Resul Bey’i görmeye gittim.

Kendimi sıradan bir tarih meraklısı gibi gösterip, kendisini televizyonda görmem üzerine gelip konuşma isteği duyduğumu belirtecek ve kısa bir bilgi alıp oradan ayrılacaktım, bunu planlıyordum, lakin kapaktan bahseder bahsetmez adamın gözler açıldı, çaylar söylendi, sorular sorulmaya başlandı. Rahatsız olmuştum, bu kadar kalmak niyetinde değildim. Adresi tarif ettim, deliği betimledim, ev sahibimin adını söyleyince adam bir aydınlanma yaşadı. Tanıyormuş meğer Nimet Teyzeyi. İzmit’in tarihi tünellerine açılan kapaklardan biri olduğunu anlattı bana bunun ama ne oraya gittiğimi ne de kapaktan haberdar olduğumu ev sahibeme söylememeliymişim. Çünkü mahalleli, tarihi bir sit alanına dönüştürülürse evlerinin ellerinden alınacağını bildikleri için, kim gelirse gelsin içeriye sokmuyormuş. Başka evlerin altında da bu tip geçitlere açılan kapılar varmış. Tarihe bir hizmette bulunmak istiyorsam bunları belli etmemeli ve kendisinden haber beklemeliymişim. Uzun boylu, beyaz saçlı, yeşil gözlü bu adam öyle söyledi. Samimi gibiydi, heyecan duyuyordu yaptığı işten. Telefon numaramı aldı, kafam daha da bir karışarak ayrıldım mekanından.

Ne yapacağımı bilmiyordum, Nimet Teyzenin cümleleri anlam kazanmıştı bir bakıma, “rahat bırakmıyorlar” demişti ya, sebebini anlamıştım ama hala o kapak, sanki evimin altında yatır varmışçasına rahatsız ediyordu beni. Resul’e de duyduğum seslerden bahsetmeyerek iyi mi yaptım kötü mü emin değildim. Günler geçmeye başladı…

Bir gün, akşam saatleri, hava kararmış, bir anda bir çığlık işittim. Kanım dondu yemin ederim. Kıpırdayamadım… bir çığlık daha… çok ince bir sese aitti. Parmak uçlarımda yürüyerek yan odaya geçtim, eğilip kulağımı kapağa dayamak istiyor fakat korkuyordum, derken yeniden işitmeye başladım sesleri, birkaç metre altımda birileri çığlık atıyordu. Ne yapacağım şaşırdım, hızlıca evden çıktım, Nimet Teyze’nin kapısını vurmaya başladım. Kapı açıldı ve bir anda irkildim. Kızıyla yaşadığını biliyordum kadının ama kızının zihinsel engelli olduğunu karşıma çıktığında, o an öğrenmiştim. Bana bakıyordu, “Nimet Teyze?” dedim, homurtular çıktı kızın ağzından. Kız dediysem de 35-40 yaşlarında vardı her türlü. Gırtlağından kalın tonda hırıltılar çıkartıyordu, bir şey mi anlatmaya çalışıyordu bilmiyorum ama zaten tedirgindim, iyice rahatsız olmuştum. Derken Nimet Teyze çıkageldi, namaz kılıyormuş içeride. Dedim böyleyken böyle, sesler geliyor aşağıdan. içeriye buyur etti beni, dedim “Sen gelip dinlesene bir.”.”Biliyorum oğlum biliyorum, gel sen” dedi. Girdim evlerine. Hani yaşlı kokusu vardır ya, sararmış eşyalar, eski fotoğraflar, kırk yıllık mobilyalar, hepsini görmek mümkündü, klasik bir ihtiyar eviydi işte. Oturdum… “Oğlum” dedi, “sakın korkma, aşağıda mağaralar var, başka hiçbir şey yok, zamanında belediyeden çok adam geldi, Refik amcan da sağdı o zamanlar, indiler baktılar, virane oralar, bir şey yok orada. Ama sesler duyduğunu biliyorum, biz de duyuyoruz zaman zaman, dua okuyor musun?” diye sordu. Ardından da kainatta yalnız olmadığımıza, başka varlıkların da bizimle beraber yaşadığına dair herkesin bildiği bir nutuk çekti. Evini temiz tut filan dedi, iyice bunaldım. Sonra çıkarken, “dur ben de seninle geleyim, yavrularım acıkmıştır benim” diyerek, mutfaktan aldığı bir kap dolusu eti dışarıya götürdü. Ben evime girerken, o da mahallenin kedilerini beslemeye başladı. Zaten kadın sokağa adımını atar atmaz, etrafa üşüştü kediler.

Eve girmeye korkuyordum. Kapıyı örttükten sonra bir süre hareket etmeyip ortalığı dinledim, evet, sesler yoktu. O gece de bir daha olmadı. Birkaç gün daha rahat uyudum. Bir gün telefonum çaldı, arayan Resul Bey’di. Görüşmeye çağırdı beni, gittim. İçeriye girmek istiyorlarmış ama bunu gizlice yapacaklarmış, kimseye söylememem gerektiğini tekrarladı. Kabul edip etmediğimi sordu, tek bir şartla evet diyeceğimi belirttim. Ben girmeyecektim, kendilere çıkacaklardı bu keşif turuna. Anlaştık, tekrar haberleşmek üzere yanından ayrıldım. Bir gece sonra, saat 10 civarı tekrar aradı, müsait olup olmadığımı sordu, gece yarısından sonra geleceklermiş. Evde oturup kimseye belli etmemeli, ses çıkarmadan onları içeri almalıymışım. Anlaştık…