YERALTI GÜNCESİ Bölüm 5:İlk Gezinti

ruhibirbanyo tarafından

“…Önce, bunun daha evvel de duyduğum çığlıklardan olduğunu zannettim fakat ardı gelmedi, daha sonra mekanik birkaç ses işittik. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik, sesleri duymadığı için bizden daha cesur davranan Cihan’ı tutamadık ve yavaşça ilerlemeye başladı…”

Cihan önden indi. Ardından da Resul Bey… Ben kapağın başında kafamı uzatmış onları izliyordum. indiler, sağa sola bakınmaya başladılar. Sakin hallerini görünce, “en azından merdivenlerden aşağıya ineyim, daha fazla gitmem” diye düşündüm ve ben de indim yanlarına. Vardığımız alan zannediyorum ki tünellerin bir parçası değildi veya buraya insan eli değmiş ve etrafı sıvanmıştı. Fakat az ileride, koridorun sonunda çok daha geniş bir tünel olduğunu bulunduğumuz yerden görebiliyorduk. Bir tehlike görmediğim için onlarla ilerledim, asıl yola çıktığımızda hemen hemen dört metre yüksekliğinde bir tünel karşıladı bizi. Bir yerlerden sular akıyordu, farelerin ciyyk ciyyk seslerini duyuyorduk uzaktan, oldukça rutubetliydi ortam. Her iki yöne de ellerindeki fenerleri doğrulttular, ışığın menzili bitip karanlığın yeniden hükmettiği noktaya kadar bir sorun gözükmüyordu. Ucu açıktı yolun, bir yanımız hafif kavisliydi ve başka aralıklar da vardı. Hatta dur lan, tam bu nokta değil ama bulduğum resimlerini de paylaşayım o tünellerin;

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14193532.asp

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=33969&rid=2

Neyse, bunlar duvarları incelediler, sağa sola baktılar, Resul Bey birkaç kare fotoğraf çekti, dönmeye hazırlandığımız zaman, evet, bir ses duyuldu. Önce, bunun daha evvel de duyduğum çığlıklardan olduğunu zannettim fakat ardı gelmedi, daha sonra mekanik birkaç ses işittik. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik, sesleri duymadığı için bizden daha cesur davranan Cihan’ı tutamadık ve yavaşça ilerlemeye başladı. Feneri sağa sola tutuyordu, ben de nefesimi tutmuş(mecaz değil, gerçekten de o an nefesimi tuttuğumu hatırladım daha sonra) ışığı takip ediyordum gözlerimle. Aniden bir karaltı çıktı ortaya, Cihan sıçradı aniden, benimse artık kalbim yerinden fırlayacak gibiydi, fakat Cihan sakinleşti tekrar, dikkat edince bunun bir kedi olduğunu gördük. Şimdi, klişe bir gereksiz atraksiyon kattığımı düşünmeyin, o kedinin de işin içinde olduğunu fark edecektik ileride. Neyse, şimdilik fazla tüyo vermeyeyim. Kedi koşarak önümüzden geçti ve birkaç metre ileride durup, bizi izlemeye başladı. Işığı ona doğrulttuğumuzda gözleri parıldıyordu hayvanın, ürkünç gözükmekteydi. Ama Resul Bey için öyle değilmiş herhalde “maşallah şuna bak, nereden geldi bu buraya” filan diyordu o, çağırdık kediyi ama gelmedi. Temiz ve oldukça iri bir kediydi. Muhtemelen bolca fare vardı aşağıda, o yüzden kapıyı, pencereyi daha dikkatli kapatmaya özen gösterdim sonrasında. Yukarıya çıktığımızda kapımın sertçe vurulduğunu işittim. Artık sabrının kalmadığı belliydi gece gece gelen bu misafirin. Cihan ve Resul Bey odada kaldılar, ben kapıyı açtım, gelenler polismiş. Meğer mahalleden bir kayıp ihbarı daha varmış, yine yok olmuş bir çocuk ve kapıyı geç açtığım için bildiğin kıllanmıştı polisler, “napıyordun” diye sordular. Allahtan kapıyı kırmaya yeltenmemiş adamlar, bir de tünelde görselerdi bizi, direk götaltına giderdik herhalde. Neyse, çocuğun ismini bilmediğim için dışarıya çağırdılar, çıktım, fotoğrafını gösterdiler, tanımıyordum doğal olarak. içeri geçecektim yavaştan ama kalabalığın içinde beni izleyen bir çift göz fark ettim. Yüzü bakılamayacak kadar iğrenç bir halde olan bu adam donuk gözlerle beni izliyordu onu fark edinceye kadar, sonra hemen çevirdi bakışlarını. Muhtemelen yanmıştı ve suratı Fredy Krueger gibiydi desem, fazla abartmış sayılmam.

İçeriye geçtim, olanları anlattım, kalabalığın dağılmasını bekledik. Birkaç saat sonra, sokak boşalınca, Resul Bey ve Cihan da gitti. Onlar gittikten sonra, evin altında yine kıyametler koptu. ilk kez bu kadar şiddetlenmişti sesler. Yorganın içine gömülüp uyumaya çalıştım, sanırım gün doğumuna doğru sesler kesildi, ben de sızmışım bir vakit sonra. Uyandığımda, evin içinde bir fare, odanın ortasında öylece durmuş, ağzında bir şey taşıyordu. Ne olduğuna dikkat edince bunun bir kulak olduğunu gördüm. Yerimden fırlayıverdim, ani hareketim karşısında korkan fare de, ağzında taşıdığı her neyse, onu da alarak odadan çıktı ve gözden kayboldu. Güne berbat başlamıştım.