YERALTI GÜNCESİ Bölüm 6:Röntgenci

ruhibirbanyo tarafından

“…Yan odaya geçip, kapağı ortaya çıkardığımda, hepsinin yüzündeki o şok olmuş ifadeyi görmek bana yetmişti aslında ama içlerinde hemen buraya göz atmak isteyenler vardı ki bu da bazılarının benden daha cesur olduğunu ortaya koyuyordu…

Üzerinden iki yıl geçtiği için yaşananları anımsamakta biraz güçlük çekiyorum. O yüzden hatırladığım önemli detayları öne çıkaracağım.

Farenin ağzında gördüğüm cismin kulak olup olmadığına emin değildim açıkçası, uyku sersemi olduğum için algılayamamış olabilirdim. Fakat, bir takım seslerin geldiği şüphesizdi. Resul Bey bir süre olayla ilgilenmedi sanırım. Son yedi ay içinde mahalleden dört çocuğun kaybolmuş olması, basının ve polislerin ilgisini mahalleye çekse de gazeteciler kısa bir süre sonra terk ettiler semtimizi. Polisler de daha sık tur atmaya başladı, hepsi o. Ortam yavaş yavaş duruluyordu, ufak tefek çıtırtılar hariç, rahatsız edici bir gürültü de işitmemiştim aşağıdan. Birkaç ay bu şekilde gitti.

Genel olarak asosyal bir yaşantı sürsem de birkaç dostum var tabi benim de… Bir gün bunlardan bazıları misafirliğe geldiler. 7-8 kişi olduk göt kadar evde.. Hatta dur sayayım, evet dört kız, dört erkek. Hepsini de tanımıyordum, yani tanıyordum da öyle samimi değildim. içtik miçtik, sonra da film izleyelim dedik. Önce 28 Days Later’ı izledik, benim çok hoşuma gitmişti, herhalde genel olarak beğenildi ki ardından 28 Weeks Later’ı da izledik. Filmler bittikten sonra, alkol de vücutta etkisini daha bir göstermeye başlamış olmalıydı ki muhabbet harlandı. Herkes “korkmadık ki yeeaaa” ayağına yatıyordu. gerçekten de korku dozu yüksek filmler değildi bunlar. Fakat kızlardan biri, ikinci filmdeki tünelli sahnelerde gerildiğini söyleyince, bir diğeri de cesaretini belli etmek adına hemen bunu fırsat bildi ve öyle bir yeri görmek istediğini söyledi ve artık benim de ortaya atılıp bu insanlara unutamayacakları bir deneyim yaşatmam, manitaların akıllarını başlarından alıp, elemanlara da “yaaa işte böyle çılgınsal hayatım var benim” mesajı vermem kaçınılmaz olmuştu. “Ben daha önce öyle bir ortamda bulundum.” dedim, mal mal suratıma baktılar “tıpkı filmdeki tünel gibi, üstelik ucunda ne olduğunu bilmiyordum, kapkaranlıktı, terk edilmişti.” diye de ekledim. Damarlarımda dolaşan alkolün etkisine vermiş olacaklar ki pek inanmaz gözlerle izlemeye devam ettiler beni. Baktım ki istediğim tepkiyi alamıyorum, özellikle bu işe hemen zıplayacağını tahmin ettiğim, şu korkusuzluğuyla övünen kıza bakarak “istiyorsanız sizleri de götüreyim” dedim. Götüreceğim yerin hemen yan odada olduğunu bilmeyen lavuklar atladılar tabi iki dakikada. “O halde kalkın” dedim, “gidiyoruz”…

Yan odaya geçip, kapağı ortaya çıkardığımda, hepsinin yüzündeki o şok olmuş ifadeyi görmek bana yetmişti aslında ama içlerinde hemen buraya göz atmak isteyenler vardı ki bu da bazılarının benden daha cesur olduğunu ortaya koyuyordu. Fakat ok yaydan çıkmıştı artık, şovun ortasındaydım, ilgiyi üzerime toplamıştım, o noktada kesmek olmazdı. Gacııırrrt diye açtım kapağı, gittim içeriden koşa koşa feneri aldım geldim. iş ciddiye binince grupta bölünmeler başladı. Kızlardan biri pek emin değildi, o ikna edildi bir şekilde fakat diğeri kesinlikle girmeyeceğini net bir dille ortaya koydu. Onu evde bırakacaktık ama bir anda narinliği tuttu kızın, yanına birilerini istedi. Hem “kıza centilmenlik yapıyorum” ayağına yatıp hem de karanlık tünellere dalmaktan kurtulacak kişi Ferhat ibnesi oldu. Geri kalan altı kişi içeriye daldık.

İtiraf edeyim, kalp atışlarımda bir miktar hızlanma oldu oraya inince, adrenalini sıfırlayamamışız demek ki fakat şiddetli bir korku hissetmiyordum. Hatta yürümeye başlayınca o korku da kayboldu, inanılmaz bir rahatlık sardı bünyemi. Her şey normaldi işte, ikinci kez buradaydım, korkmuyordum. Duyduğum seslerin de muhakkak bir açıklaması vardı; yüzyıllık duvarlardan dökülen tuğlalar, buraya bir şekilde girmeyi başarmış kediler, onların avladığı fareler ve kuytu köşeleri mesken edinen yarasalar bazen uykumu bölüyordu o kadar. Yanımdaki insanların aklını almıştım üstelik mükafat olarak da…

Bu defa oldukça ilerlemiştik. Sorun yoktu ilk başta fakat tünelin kavisini katettikçe, ileride, karanlığın ortasında bir ışık huzmesi olduğunu gördük. Gündüz olsa bile içeriye bu denli ışık sızması mümkün olmazdı, kaldı ki geceydi. Bir ışık kaynağı olmadan, bu kadar güçlü bir aydınlık elde etmek imkansızdı. Oraya gitmek istemedim. Bir sorun olup olmadığını anlamaya çalışıyordu yanımdakiler. “Herhalde birileri var, şimdi gitmeyelim, ayıbolur” gibisinden kıvrak bir geri dönüş yaptım. Zaten gerek yokmuş buna, çünkü hemen sonra Ferhat’ın koşarak bize doğru geldiğini ve seslendiğini duyduk. Bildiğin panik olmuş, koşmuş yetişmiş arkamızdan. Meğer bunun evde birlikte kaldığı kız-adı Nilgül’dü- bayılmış. Telefonlar da çekmiyor doğal olarak ortamda, yardım istemeye gelmiş Ferhat ibnesi de… Hemen geri döndük tabi…

Geri dönerken, kızın alkolden veya korkudan dolayı fenalaşmış olabileceğini düşünüyordum ve rahattım, fakat olayları anlatmaya çalışan Ferhat, kızın bir şey gördüğünü, korkudan bayıldığını filan söyledi. işte o an “eyvah” dedim, “acaba bunlar evde farenin ağzında taşıdığı gerçek bir insan parçası mı gördüler” şeklinde bir telaş aldı beni.

Neyse gittik, çıktık eve, kızı yatırmış bu yere. “Olum ne oldu ne gördünüz söylesene” diyoruz Ferhat’a. “Abi gidin yan odanın penceresine bakın, hala orada mıdır bilmiyorum” dedi. Ulan biz bir gittik, yok böyle bir şey. Benim daire bodrum kat olduğu için zemin hizasının da altında ve adamın biri eğilmiş, ellerini de siper etmiş böyle, pencereden içeriye bakıyor dönük gözlerle. Odaya girdiğimizde en ufak bir tepki vermeden de bizi izlemeye devam etti. Peki bayılacak ne var bunda diyebilirsiniz. Adamın suratı adeta erimiş gibiydi. Hatta tam olarak, şu çocuğun kaybolduğu gün beni izlediğini fark ettiğim adamdı bu. Ne filmler ne de tünel bu adamın yarattığı etkiyi göstermemişti. Hepsi şok içinde “bu ne bee” filan diye çığlık atıyorlardı. “Bir dakika” dedim, koşarak dışarıya çıktım, elemanlar da benimle birlikte geldiler, çıktık sokağa, herif hala aynı pozisyonda. “Napıyorsun olum!” diye bağırdım ben buna, doğruldu yavaşça. “Ne bakıyon lan evin içine” diye bağırmaya devam ettik, komşulardan da duyanlar oldu. O esnada sokaktan geçmekte olan biri; “Kunteeeer, siktir git lan buradan, rahatsız etme çocukları ehhehe” diyerek, bir yandan da gülerek adamı omzundan çekip itti. Demek daha önce kapımın önünde uyuyan herif, bu sefer de gelmiş, penceremden içeriyi rontluyordu. Herif aksaya aksaya giderken, şu kahramanımız olan mahalleli “Kunteeeer askerliğini nerede yaptın lan sen ehhehhe” diye de kendince bir espri yaptı bizim de gülmemizi bekleyerek. Sonra da “tamam gençler siz geçin içeriye, bırakın onu, sen de bir perde taktır, güneşlikle olmaz olum öyle” dedi, yoluna gitti.

Tadımız kaçmıştı, bayılan kız da kendine geldi, yarım saat sonra gitti arkadaşlar. Ortalığı toparladım bir miktar, uzandım koltuğa, bir sesler işittim yine. Bu sefer birileri konuşuyor gibiydi sanki. Sonra tünelde gördüğüm ışık aklıma geldi. Hemen Resul Bey’i arayıp durumu anlattım. Adam kızdı tabi oraya tek başıma girince, bir de arkadaşlarımı sokunca ama konuyla ilgilendi. Işığın kaynağını belirlemek üzere, en yakın zamanda yeniden geleceklerini söyledi.

28-weeks-later-tunnel-pursuit1

28 Weeks Later filmindeki tünel sahnesi