YERALTI GÜNCESİ Bölüm 7:Dergah

ruhibirbanyo tarafından

“…Derken yıllardır gittiğim berberin yanında çalışan kalfanın sık sık sohbetlere ve derneğe girip çıktığını öğrendim ve mümkünse artık hayat tarzımı değiştirmek istediğimi, bu konuda bana yardımcı olup olamayacağı sorusunu yönelttim kendisine…”

Resul Bey ile birlikte çıktığımız son keşif turunda, tünelde gördüğüm ışığa ulaşmış ve kaynağının ne olduğunu bulmuştuk. Daha sonra anlatacağım bunu. Şimdilik o ışığın beni sürüklediği yerden devam etmek istiyorum…

***

İzmit’i bilenlerin, olayı zihinlerinde daha iyi tahayyül edebilmeleri  için yer belirteceğim fakat başımın derde girmemesi adına çok da fazla açıklayıcı olmak istemiyorum. Cumhuriyet Parkı’nın yukarısında bir açık otoparkın karşısındaki çay ocağında oturmuş, ne olduğunu bilmediğim bir gelişmeyi bekliyordum. Birkaç ay önce sıradan bir öğrenciyken taşındığım ev, şimdi beni hayatımda gördüğüm, muhtemelen en belalı insanları takip etmeye götürmüştü.

İki gündür bu ocağa gelip, saatlerce oturup çay içiyordum ve artık Resul Bey’in yanıldığını düşünmeye başlamıştım. Işığın kaynağını bulduğumuz yerin bu otoparkın altında olduğunu tahmin etmiş ve beni başına dikmişti. Gerçekten de otoparkın arka tarafında kocaman bir kapak vardı, fakat bu kapak tünellere açılan bir giriş olabileceği gibi, arabaları yıkamakta kullanılan su deposunun vanalarının bulunduğu bir bölme de olabilirdi.

Ben uzaktan bu kapağı gözlerken, Resul Bey de otoparkın sahipleri hakkında araştırma yapacağını söylemişti. Saatlerce süren bekleyişin ve içtiğim bir sürü bardak çayın ardından, havanın da kararmasıyla birlikte oturduğum yerden kalktım ve telefon açıp Resul Bey’e eve dönmek üzere olduğumu belirttim. Biraz daha beklemem konusunda ısrarcı oldu. Yan taraftaki pilavcıya gidip karnımı doyurmaya karar verdim. İkinci pilavı bitirmek üzereydim ki telefonum çaldı, Resul Bey’di arayan. “Valla istiyorsan dön eve, galiba pek bir şey çıkmayacak oradan” dedi. “Hayırdır? Ne oldu?” diye soruyla karşılık verdim. Otoparkın sahiplerine ulaşmışlar. Gelirleri bir derneğe giden, cemaate ait bir otoparkmış bu. Biz, tünelde bulduklarımızla, oranın azılı bir mafyaya ait olduğunu tahmin ediyorken, bu gelişme gerçekten de süpriz sayılabilirdi. Gelip, beni bulup götümü kesmesinler diye tarikatın adını vermiyorum şimdi ben. “Onların bu işlerle alakası olacağını sanmıyorum, biraz daha araştıralım bakalım, başka nerelere çıkış olabilir oradan diye…” dedi Resul Bey. Canıma minnetti, eve dönecektim, tam bu teklifi kabul etmek üzereyken, boş gözlerle izlediğim otoparkta, bir hareket fark ettim. Kapak iç taraftan açılmış ve bir adamın belinden yukarısı görünmüştü. “Bir saniye abi…” dedim. “Galiba aşağısı var!…”

Olaylar iyice karışmıştı, fakat artık benden çıktı diye de seviniyordum. Resul Bey pek adı sanı duyulmamış bu cemaati araştıracaktı, iş onundu. Lakin benden, gidip o tarikata girmemi isteyeceğini tahmin bile edemezdim. Tabii ki kabul etmedim ilk başta. Ancak gidip çay ocağında oturmam için takdim ettiği ücretin neredeyse on katını teklif edince, alt tarafı gidip iki dini sohbet dinlemenin sakıncası olmayacağını düşündüm. Zira buradan kazandığım para, ödeyemediğim son kira borcumu karşıladığı gibi cüzdanıma da bir hayli kabarıklık katacaktı. Bir hafta kadar arayıp, beni buraya götürecek bir tanıdık bulmaya çalıştım. Derken yıllardır gittiğim berberin yanında çalışan kalfanın sık sık sohbetlere ve derneğe girip çıktığını öğrendim ve mümkünse artık hayat tarzımı değiştirmek istediğimi, bu konuda bana yardımcı olup olamayacağı sorusunu yönelttim kendisine. “Tabii abi gel, kapımız herkese açıktır bizim, perşembe akşamı toplantı var, beraber gidelim” dedi. Perşembe için sözleştik.

Lisedeyken Fetullahçıların da Adıyamancıların da yemeklerine birer kere katılmışlığım vardır. Her ne kadar benim için sıkıcı sohbetler olsa da lezzetli bedava yemekler ve dolgun bir ücret karşılığında birkaç saatliğine buna katlanabilirdim.

Şu bizim açık otoparkın hemen yanındaki bir binanın altında bulunan dükkana girdik. Dini kitaplar satılan bu mekanda yaklaşık on kişi filan vardı, bizim berberin kalfası beni gruba tanıttı. Klasik cemaatçi kibarlığı vardı heriflerde, hepsi sırayla “hoşgeldin kardeş” çektiler. Çaylar içildi, ilerleyen saatlerde gelenler de oldu, sayımız otuz kişiyi geçmiştir diye tahmin ediyorum. Daha sonra içlerinden yetkili bi abi gelip beni kenara çekti. “Biz yavaş yavaş zikre başlayacağız ama önce senin tövbe etmen lazım, abdestin var mı?” diye sordu. Yoktu, gittim abdest aldım. “Bugün tövbeni edersin, haftaya zikre başlarsın sen de tamam mı?” diye sordu. Tamamdı. Ufak bir odaya götürdü beni, kendi eline bir kitap aldı, tekrarlamamı istediği şeyleri söyleyecekmişim ben de. Bir de elime bir fotoğraf tutuşturdu. “Yalnızca bu resme bak ve gözlerini kapatıp sultanımızı düşün. Başka hiçbir şeyle ilgilenme.” dedi. Sanırım şeyhleriydi fotoğraftaki adam. Başladık, on dakikadan fazla sürdü neredeyse, feci sıkıldım. Sonra da “şimdi dinlen” diyerek bir bardak ıhlamur ikram etti bana. Ardından, “tövbenin kabul olup olmadığını kontrol edeceğiz şimdi, bu koridoru takip et bakalım” dedi. “Tek mi gideceğim?” diye sordum, “evet” dedi. Korkmuştum bir anda. “Eee nasıl anlayacağız kabul olup olmadığını?” dedim, “merak etme, koridoru takip et, merdivenlerden aşağıya in, anlayacaksın kendin” dedi. Artık geri dönmek olmazdı, dediğini yaptım.

Koridorun sonunda merdivenler vardı gerçekten, gittikçe aşağıya iniyordum ve kıllanıyordum durumdan. Sonra yine bir yol başladı ve bir kapı çıktı önüme. Kapıyı açtığımdaysa gözlerime inanamadım. Yerin iki kat altında, muhteşem bir bahçenin içine girdim. Rengarenk çiçekler, yemyeşil bitkilerden uzanıyor, kuşların cıvıltıları duyuluyordu. Yavaş yavaş ilerledim. Ortalığı bir sis kaplamaya başladı, gittikçe yoğunlaştı, bir duman oldu, ortalığı kesif bir koku kapladı. Bir anda bir siluet çıktı karşıma. Onu görünce inanılmaz bir huzur doldu içime. Yaklaştığımda bu suratı daha önce gördüğümü anımsadım. Gittikçe gevşiyordum ve içimde zerre korku kalmamıştı. Aramızdaki mesafe birkaç metreye inince, dumanların arasından bana gülümseyen bu adamın, az önce fotoğrafına bakarak tövbe ettiğim şeyh olduğunu fark ettim. Fakat bana yüzü tanıdık gelen yalnızca karşımdaki nur yüzlü şahsiyet değildi, ortamdaki kokuyu da bir yerden anımsıyordum.