YERALTI GÜNCESİ Bölüm 12:Görünmeyen Figüranlar

ruhibirbanyo tarafından

“…Korktum bir an. Ne olduğunu sordum. Sabah gelip dükkanı açtığında bu manzarayla karşılaşmış bizim Derya, korkup geri kaçmış hemen, bir iki seslenmiş sonra adama, adam hiç tepki vermemiş…”

İkinci açtığımız film de ilkinden farklı değildi. Bir çok mide bulandırıcı görüntüyle karşılaştık. Ben Türkiye’deki porno sektörünü Şahin K. abimizin ayakta tuttuğunu sanıyorken, kendi yaşadığım şehirde, hatta evimin birkaç mahalle ötesinde, marjinalliğin dibine vuruluyormuş da haberim yokmuş. Sadece içerik olarak değil, gerçek anlamıyla da underground olan bu filmlerin varlığını duymuştum, ancak bunun Amerika’da yapıldığını ve şehir efsanesi tadında anlatıldığını biliyordum yalnızca. Fakat şimdi önümde ciddi bir seri vardı ve ilerleyen filmlerde her türlü içeriğe rastladım. Asıl tüyler ürpertici olanlar sonlarda çıktı gerçi karşımıza…

Sıradan başlayan bir filmdi. Herhangi bir konusu yoktu. Bir adam ve bir kadın birbirlerini soyup ilişkiye girmeye başladılar, ilk 15 dakika bu şekilde geçti neredeyse. Kadın muhtemelen olacaklardan habersizdi. Pozisyon değiştirdikleri bir anda, erkek oyuncu kadını arkadan kavrayıp, eliyle ağzını kapattı, devirdi ve kollarını arkadan kelepçeledi. Kamerayı tutan kişinin de kolu görüntüye giriyordu arasıra, bir şeyler uzatıyordu oyuncuya, kadın debelenirken, bir ip aldı adam kameramandan ve önce ayaklarını birbirine bağladı, sonra da zaten kelepçelediği ellerini, iple yatağın demirine sabitledi. Kadın kıpırdayamıyordu artık doğru düzgün, yalnızca hırıltı gibi sesler çıkarıyordu. Aslında bu bölüme +18 ibaresi koymam gerekebilir. Kadına bir süre bu şekilde tecavüz ettikten sonra yumruklamaya başladı. Hiç acımadan kadına vuruyordu herif. Sonra tekrar yüzüstü çevirdi ve neşter gibi bir aletle kadının iki meme ucunu da kesti. (Derya, bu sahnede ağlamaya başladı ve devamını izlemedi). Sonra eline aldığı oldukça kalın bir malzemeyi (ne olduğunu tam çözemedim fakat büyük bir el feneri olabilir), kadının cinsel organına sokmaya çalıştı.  Neyse hızlı geçeyim, mengene gibi bir aletle kadının kollarını ve göğüslerini sıkıştırdılar, yerlerde sürüklediler vs…. Bir başka filmde yine buna benzer işkencelerden geçirilen bir başka kadının kasıklarına süt döküp, kedilere yalattılar. Son olarak, yine başka bir filmde, motorlu testere ile kadın bir kaç yerinden parçalandı ve ölü bedeniyle ilişkiye girmeye devam etti erkek oyuncu. Bu kadarı fazlaydı artık, kaldıramıyordu bünyem.  Srpski Film’in prodüksiyon olmayanını izliyor gibiydim (eğer sizler bu filmi izlemediyseniz hiçbir şey kaybetmedeniz, iyi bir film değil)… Filmler arasında lezbiyen ilişki de görmek mümkündü, bembeyaz giydirilip omuzlarına kanat takılarak melek kılığına sokulmuş oyuncular da… Hepsini bitirdiğimde, attan düşmüşe dönmüştüm, bir paket sigarayı bitirdim birkaç saatte. Derya tam anlamıyla şoktaydı. Muhtemelen, bunca zaman, bu adamların dibinde çalıştığına inanamıyordu. Diyecek bir söz, yapacak bir eylem gelmiyordu aklıma. Artık sona gelmiş ve işin gizemini çözmüştük sanırım.  O günlerde biri yine bizim mahalleden olmak kaydıyla iki çocuk kaybolunca İzmit’te, bu sapık adamın, çocuk pornosu bile çekiyor olabileceğinden kıllanmıştım. Aslında yaşına hürmeten Resul Bey’e bu görüntüleri izletmek çok akıl karı gelmiyordu bana ama buna mecburdum, önceden gerekli telkini yaparak, play tuşuna bastım. Cihan her zamanki gibi ifadesizdi, Resul Bey söve söve izledi hepsini. Yapacak şey belliydi, bu adamı polise şikayet edip, hemen cezasını bulmasını sağlamalıydık. Resul Bey bunu bile hemen kabul etmedi, “tamam tamam bakarız” dedi sinirli sinirli. Derya ise o günden sonra bir kez daha o dükkana gitme niyetinde değildi. Fakat, herhangi bir terslik olmaması ve şüphe çekmemesi adına birkaç gün daha gitmesi konusunda ikna ettik onu. Günde 8-10 kere telefon ediyordu bana durumunu bildirmek için… İlginç bir gelişme yaşandı bunların ardından…

Mahallede bir hareket vardı, meğer birileri, Kunter’i, şu kaçırılan çocuklardan biriyle görmüş. “Vay mınakoyım” dedim içimden, olacağı buydu. Kayıplardaymış şimdi de Kunter, herkes onu arıyor, “gören insanlık namına haber versin” deniyor. Artık takatim kalmamıştı, telefon edip Resul Bey’e, polise haber vereceğimi söyledim. “Dur konuşalım” dedi, buluştuk. Beni bu kez ikna edemeyeceğine emindim, evden taşınacağımı da söylecektim ona, söyledim de… Fakat müthiş bir teklifle gelmiş o da;  “Sen hiç karışma oğlum bu işe, ben o dükkana çok sağlam adamlar göndereceğim, o işi devam ettiremeyecekler, o konuda sıkıntın olmasın. Şu Nimet karısının evini de, satın alalım. Parasını ben vereceğim, senin üstüne yapalım tapuyu, çok yardımın dokundu bize. Zaten bana satmaz. Şu tünellerin çıktığı yerleri de bir bulalım, haritayı çizelim net olarak, şikayet edilmesi gereken kim varsa hepsini tek tek ben ihbar edeceğim polise. Ama acele etmek kimseye bir şey kazandırmaz. Bırak, hem bu pis işler dursun, hem İzmit’in tarihini binlerce yıl geriye götürelim, hem sen bir ev edin, herkes kazansın, en son da cezalandırılması gerekenlerin hükmünü veririz” dedi. Açıkçası İzmit’in tarihi sikimde bile değildi, bir evim olacaktı lan, nasıl rahatlayacaktım belli değil. Hemen kabul ettim, “sen git bir ara pazarlık yap şu Nimetle” dedi gülerek, sonra da hem benim için hem de Derya için yüklüce bir meblağ çıkardı cebinden, verdi. O an “nüfüs cüzdanını getir, seni evlat edineceğim” dese, zerre tereddüt etmeden kabul ederdim, öyle tavlamıştı beni. Tabi önce Derya’yı da tavlamak lazımdı, kız gün sayıyordu resmen o dükkanda. Gerçi cebimde onu da susturacağını tahmin ettiğim bir para vardı ama belli olmazdı yine de…

O akşam eve dönerken sokakta Nimet Teyze’yi gördüm, sokaktaki kedileri besliyordu yine. “Yahu Nimet Teyze, benim evde fare var be, şu kedilerden bir tanesini alayım mı?” diye şakayla karışık sordum. “Ben onlara en güzel yemekleri veriyorum, fare beğenmez onlar” dedi gülerek, hakkaten tombul tombuldu kediler maşallah, iyi beslemiş kadıncağız. “Sana bir teklifim olacak benim Nimet Teyze” dedim, leğendeki son etleri de etrafa savurup, “hayırdır inşallah, gel içeride konuşalım” dedi. İçeriye girdiğimde yine o sararmış mobilyalar ve ihtiyar kokusu karşıladı beni. Allah’tan kızı ortalarda yoktu bu sefer, sevmiyorum o gerilimi. Nimet Teyze salona gelene kadar, eşyaları incelemeye devam ettim. Rafta bir takım dini kitaplar ve eski fotoğrafları vardı. Nimet Teyze’nin gençlik fotoğraflarını gördüm, rahmetli eşi de görülüyordu bunlarda. Hatta özellikle bir fotoğraf dikkatimi çekti. Sararmış bu fotoğrafta dört kişi vardı, Nimet Teyze, eşi, kızı olduğunu tahmin ettiğim bir bebek ve 16-17 yaşlarında bir oğlan çocuğu. Ailenin bir ferdi daha olduğundan haberim yoktu. Resim küçüktü fakat bu yüzü daha önce görüp görmediğim konusunda şüpheye düştüm bir an. Derken Nimet Teyze odaya geldi, ona evi satın almak istediğimi söyledim, şaşırdı. Hayattaki tek güvencesinin bu evler olduğunu, fakat o bodrum katından çok hoşlanmadığını, satabileceğini söyledi. “Bana bir yerden para gelecek…” diye sallamıştım, “paran gelsin, sen hazır ol da tekrar konuşuruz” dedi… Kıymalı börek yapmış, ama yemek yemiştim gelmeden önce, ısrar etmesine rağmen kabul edemedim. Çıkarken ayak üstü konuştuk biraz daha, meğer, şu dayak yiyen simitçi tanık olmuş Kunter’in çocukları kaçırdığına. Her ne kadar Kunter’den o hareketleri beklesem de simitçinin kendi kuyruk acısıyla yalan ifade vermiş olabileceğinden kıllandım. “Yok yok ben de gördüm onu daha önce çocukların etrafında dolanırken, inşallah yakalanır da itin uğursuzun ayağı kesilir mahalleden” dedi. “İnşallah” dedim, çıktım, evime döndüm.

Derken ertesi sabah, 8.30 sularında, çalan telefonla uyandım. Arayan Derya’ydı. Ağlamıyordu ama ağlamak üzereydi, “çabuk gel” dedi, tam anlatamadı ama dükkanda bir sorun olduğu belliydi. Ben de sadece lafın gelişi değil, ciddi anlamda götümün kesilebileceği bir yere gideceğimin farkında olduğum için aradım Resul Bey’i, kendi gelemedi ama Cihan’ı yolladı. Cumhuriyet Parkı’nda buluştuk, vardık sokağa, Derya dükkanın dışında bizi bekliyordu…

“Nooldu kız?” dedim yanına varınca, eliyle dükkanı işaret etti, kepenk açıktı fakat içeride bir hareket yoktu, ışıklar bile yanmıyordu. “Bak orda” dedi tekrar, iyice yanaşıp içeriye baktığımda, monitörün ışığı yüzüme vurdu, bilgisayarın açık olduğunu gördüm. Bilgisayar masasının hemen dibinde de bir adam oturuyordu. Yere çökmüş, elleriyle dizlerini bağlamış, boş gözlerle duvara bakıyordu sallanarak. Korktum bir an. Ne olduğunu sordum. Sabah gelip dükkanı açtığında bu manzarayla karşılaşmış bizim Derya, korkup geri kaçmış hemen, bir iki seslenmiş sonra adama, adam hiç tepki vermemiş. Cihan’a baktım, açtı kapıyı girdi içeriye. Yerde oturan adam hala tepkisizdi, Cihan’ı takip ettim. Dükkana girdiğimde, bilgisayardaki görüntüye şöyle bir göz attım. Muhtemelen kendi çektiği filmlerden biri vardı ekranda, iki kişi ilişkiye giriyordu, fakat tıpkı bizim görüntülerimizdeki gibi, yatağın etrafına 8-10 tane adam toplanmış, onları izliyordu. Sonra yine tıpkı bize ait görüntülerdeki gibi, içlerinden bir tanesi kameraya yaklaştı, dibine kadar geldi ve yanık suratıyla gülümsedi. Bu kez bu suratı tanımıştım sanırım, emin değildim fakat  Nimet Teyze’nin evindeki fotoğrafta gördüğüm elemandı bu…