YERALTI GÜNCESİ Bölüm 13:Foto Necati

ruhibirbanyo tarafından

“…Açtık arşivini, bir daha bulduk görüntüleri, o da şaştı kaldı, hatta başka zamanlarda çekilen görüntüler de bulduk, birileri durmadan dolaşıyormuş aşağıda, çıplak gözle göremediğimiz adamların meskeniymiş evlerimizin altı…”

Birkaç saat sonra Resul Bey de bize katıldı. Neredeyse öğleni bulmuştu saat, adı Necati olan bu fotoğrafçı adam da korkusunu üzerinden atamamıştı henüz, fakat biraz daha toparlamıştı. Yemek filan söyledik, iyice kendine gelmeye başladı. Önce, bizim oradaki varlığımızdan da tedirgin oluyordu muhtemelen ama artık çayları da içince, çözüldü.

Konu bu kadar acayip olunca, konuşmaya nereden başlayacağını bilemiyor insan. Önce fotoğrafçı özet geçti, aşağıdaki depoda(!) kendince çekim yapmış, gelip bilgisayardan görüntüleri izlemeye başlayınca, aslında orada olmayan insanlar görmüş ve şoka girmiş filan…

“Bak koçum” diye lafa girdi Resul Bey ondan beklemediğim külhanbeyi bir tavırla, “biz senin burada ne haltlar karıştırdığını biliyoruz, gözlerimizle de gördük, sen artık bu yaptıklarının bedeli neyse çekeceksin, onu bil ama bize bir en başından alt bakalım, derdin ne senin, neden yapıyorsun bu işleri” dedi. Fotoğrafçı şaşırmıştı, “yok abi ben bişey yapmıyorum ki” diyebildi yalnızca. “Oğlum bak, artık yalan söylemenin bir faydası yok, Derya kızımıza da kızma, onu biz soktuk buraya, aslında gazetecidir o, senin -afedersin- ne boklar yediğini gördü buradaki herkes, şimdi ister anlat ister anlatma, ama bu iş burada bitmiştir haberin olsun” diye çıkıştı tekrar Resul Bey. Herif şaşkın şaşkın etrafına baktı bir süre “ne yani siz bu filmleri mi izlediniz?” dedi bilgisayarı işaret ederek, sonra da “gerçek mi sandınız onları?” dedi… Artık şaşkınlık sırası bizlerdeydi ve suskunluğumuzu yine kendisi böldü;

“Adam mı kesiyoruz burada zannettiniz siz abi?”

Ardından bilgisayardaki görüntüleri ağzımız açık izledik. O kolu bacağı kesilen kadınlar, montajlanmamış, ham görüntülerde sapasağlam dolaşıyorlardı. Neden bilmiyorum omzumdan büyük bir yük kalktı bunları izleyince, demek bu vicdani sorumluluğun altında eziliyormuşum gerçekten. Zaten muhabbet bir anda makaraya sardı, herif gitti bize plastik makyaj malzemelerini getirdi, kesik eller,  bacaklar gösterdi. Gerçi onları görünce benim evde, duvarın arkasında duran parmak aklıma geldi, gerildim ama en azından şu an katil zannettiğim adam, sinemanın dahi çocuklarından biri çıkmak üzereydi. Kozluklu Roman bir vatandaşmış mesela oyunculardan biri… Normalde temizlikçilik yapan bu hanım, ilerleyen saatlerde, içimizde hiçbir şüphe kalmaması için fotoğrafçının davetiyle dükkana uğrayıp kendini gösterecek ve benim de hayatımda tanıdığım ilk pornostar olacaktı…

Her neyse, uzatıp canınızı sıkmayayım, sipariş üzerine bu tip filmler yapıyormuş bu Necati. “Abi peki biliyorlar mı aslında gerçek olmadığını?” diye sordum, “bilen de var bilmeyen de, açıkçası bilmemeleri işime geliyor, 80.000 liraya sattığım film var benim bu sayede” dedi. Ne sapkın iş adamları varmış şaştık kaldık, milletin işi gücü yok böyle filmler izlemek için dünya paralar harcıyorlarmış. “Çocuk pornosu yaptırmak isteyen de oldu, gelip burada kadınları kendi kesip biçmek isteyen de…” dedi Necati.

Laf döndü dolaştı yine asıl meseleye geldi, kimdi peki bu görüntülerdeki adamlar? “Çekim esnasında kimse yoktu aşağıda” dedi Necati. “Ee abi” diye lafa girdim “sen bizim görüntüleri bize yollarken, görmedin mi bu adamları?” diye sordum. “Ne sizin görüntüsü?” dedi, dedim “Bırakmışın ya cd’yi, orda da vardı bu adamlar” dedim. “Ne cd’si?” dedi bu sefer de şaşkınlıkla, işler yine boka sarıyordu, cd yanımızda değildi ama anlattık. “Ben size cd filan bırakmadım, haberim bile yok daha önce oraya indiğinizden” dedi. Güvenlik amaçlı koyduğu bir kameraymış ve herhangi şüphe çekici bir durum olmadığı için  kontrol etme gereği bile duymamış. Açtık arşivini, bir daha bulduk görüntüleri, o da şaştı kaldı, hatta başka zamanlarda çekilen görüntüler de bulduk, birileri durmadan dolaşıyormuş aşağıda, çıplak gözle göremediğimiz adamların meskeniymiş evlerimizin altı. Derken bombayı patlattı Necati “Aklıma gelen bir şey var aslında… acaba Kurttekinler olabilir mi bunlar?” dedi, “ben onu hep şehir efsanesi sanardım gerçi…” diye de ekledi. Hiçbirimiz anlamadık, neydi bu Kurttekinler? Bildiği kadarı ile anlattı, ben şok oldum duyunca, gerçekten de şehir efsanesi olacak türdendi hikaye, fakat Resul Bey, kendisinin de buna benzer şeyler duyduğunu belirtti. “Yaa aslında bu olayları sizin mahalledeki bütün yaşlılar bilir” dedi bana bakarak, “Hatta bak, Bahtiyar diye bir adam var, Bahtiyar dayı, yaşıyor mu hala bilmem, onu bulmak lazım, en iyi o anlatır bunları” dedi…

İki gün sonra, güzel ve güneşli bir sabah, Çınarlı Camii’nin kıraathanesinde bulduk Bahtiyar Dayı’yı… “Selamünaleyküm” deyip oturduk yanına, neymiş bu şehir efsanesi, aslı astarı var mıymış öğrenecektik…