YERALTI GÜNCESİ Bölüm 15:Son Perde

ruhibirbanyo tarafından

“…Odanın dibinde, tıpkı benimki gibi eve çıkan bir merdiven ve merdivenin tepesinde de bir kapak vardı. Eli ayağı doğru düzgün tutmayan bir kadının evine girmeye korkuyordum şu an….”

Gittikçe bana yaklaştığını hissediyordum, kesinlikle varlığından haberdar etmek istiyordu beni. Fakat gözlerimi açmamakta ısrarcıydım. Hırıltının şiddeti arttı ve omuz hizamdan tutup sallamaya başladı beni. Aklımı yitirmem için her şart mevcuttu artık. Fakat yine de o an çekip gitse, belki kendimi bunun, dinlediğim o kötü hikayeyle ilgisi olabilecek bir halüsinasyon olduğu konusunda telkin edebilirdim. Fakat gitmedi, sallamaya devam etti.

Artık çığlık atmaya başlamıştım sanırım, ağlıyor ve “bıraaaak” diye haykırıyordum. Aslında dönüp, üzerine saldırmak geçiyordu içimden ancak buna her niyetlenişimde, karşımda göreceğim şeyin korkusu öyle bir büyüyordu ki, açamıyordum bile sımsıkı kapattığım gözlerimi. Sonra beni sallamayı bıraktı ve hemen başımın ucuna bir şey koyduğunu hissettim. Sakinleşmişti ortalık. Yavaşça araladım göz kapaklarımı, karanlıkta bunun ne olduğunu hemen çözemesem de bir telefon olduğunu idrak etmem uzun sürmedi. Şimdi adımları ters yöne doğru ilerliyordu. Kafamı çevirip baktım yavaşça, bir kişiydi, yalnızca bir adam vardı içeride, sırtı bana dönük. Kapıdan çıkmak üzereydi ki durdu, tekrar odanın içine yöneldi, o an yüzünü gördüm ve bunun Kunter olduğunu anladım. Masanın üzerinde duran, akşamdan kalma bir kaç dilim pizzayı hızlıca ağzına atmaya başladı ve daha bitirmeden, dönüp çıktı yine odadan. Sonra kapağın sesini işittim. Gitmişti…

Olduğum yerde doğrulup, birkaç kere derin nefes aldım, kendimi toparlamaya çalışıyordum. Bıraktığı telefonu elime aldım, ekranda tam 37 cevapsız arama bildirimi vardı ve telefonun şarjı bitmek üzereydi. Üstteki pil göstergesinin içi tamamen boşalmıştı ve durmadan yanıp sönüyordu. Sonunda bana da acilen ince uçlu Nokia şarj aleti gerekmişti işte, heyhat, asla ihtiyaç olduğunda bulunamadığından ben de telefonu hızlıca elime alıp kurcalamaya başladım. Cevapsız çağrıların yanısıra on küsür de mesaj vardı. Şöyle bir göz attım, çoğu GSM şebekesinden gelmişti. Kimindi bu telefon? Rehberine girip, aşağıya doğru inmeye başladım. “Abim” ismiyle kaydedilmiş bir numara vardı. Hemen arama tuşuna bastım, kontör yokmuş telefonda. İyi ki numarayı alıp, kendi telefonumdan aramak aklıma gelmemiş. Tekrar mesajlara girdim, beyhude, bir şey çıkmayacaktı. Fotoğraflara baktım. Saçma sapan fotoğraflar vardı. Videolara girdim, en üstteki videoyu açtım. Artık pornodan tiksinmiştim fakat yine gelip beni bulmuştu…

İğrenç bir filmdi. Aslında daha ilk saniyelerinde bunu kapatabilirdim fakat alışagelmediğim bir şey vardı filmde. Erkek oyuncu elinde tutuyordu kamerayı ve kadının da yalnızca göbeği görülüyordu. Ancak bir ses vardı, kadın sesi. “Hadi kızıııım hadi, gayret, hadi kızııım” diyordu üçüncü bir şahıs. Yaşlı bir kadın sesiydi bu. “Acıyor mu? Acırsa söyle e mi? Dur… hah hadi…” Kamera yavaşça yukarı kalktı sonra, iki kadın göründü, biri cinsel ilişkiye girmekte olandı, yatağa uzanmıştı, diğer kadınsa giyinik bir vaziyette onun yanına oturmuş, saçlarını okşuyor ve onu rahatlatmaya çalışıyordu. Bu kadın Nimet Teyze’di… O anda telefonun şarjı tamamen bitti ve kapandı.

Elimde telefonla, karanlık odanın içinde kalakaldım. Neydi şimdi bu böyle? Son günlerde yaşadığım, gördüğüm her şeyi oturup değerlendirmek zorunda mıydım ben gerçek mi diye? Kalktım, ışığı açtım, evet pizzalar yoktu, Kunter gelmişti gerçekten de odaya. Yatağa dönüp baktım tekrar, kapalı telefon yatağımın üzerinde duruyordu, o da gerçekti. Peki görüntüler? Onlar da gerçekti evet, izlemiştim, peki emin miydim Nimet Teyze ve kızı olduğuna?

Gün doğuncaya kadar oturup sigara üstüne sigara yaktım ve ancak sabah ezanını duyduktan sonra yeniden yatağa girebildim. Normalde uyanmam öğleni geçerdi fakat saat 10 gibi gözlerimi açtım tekrar. Yataktan çıkmadan uykuma devam edecektim, o niyetteydim fakat uyumak iyi gelmişti sanırım, durduk yere ampul yandı kafada. Kunter, simitçinin telefonunu çalmamış mıydı geçen hafta? Telefon simitçiye aitti işte, ortadaydı aslında her şey…

Turkish Amateur kategorisinin güzide eserlerinden birinin gizli öznesi olan oyuncuyu da deşifre ettiğime göre, artık bu filmin ne sebeple çekildiğini çözmek kalmıştı… Gerçi bana giren çıkan da yoktu düşününce, sonuçta tecavüz etmiyordu adam kimseye, Nimet Teyze’nin gözleri önünde cereyan ediyordu her şey. Fakat yine de çok tuhaftı. Üstelik Kunter neden bunu görmemi istemişti ki? Sonra bir gece, evimin önünde pusuya yatmış olan Kunter’in ardından, Nimet Teyze’nin evinden çıkan adam geldi aklıma. O da muhtemelen bu simitçiydi. Taşlar yerine oturuyordu yavaştan. Ancak hala aklımı kurcalayan neden ve nasıl soruları vardı…

Bu durumu bir tek Derya’ya anlatmıştım o zaman. “Sen çık abi o evden” demişti. Düşününce, evi almak isteyen Resul Bey’den parayı alabilir, Nimet Teyze’ye de yapacağım ufak bir şantajla hem ev, hem de bir ev parası sahibi olabilirdim. Ama öyle bir insan değildim tabi ki…

Kunter çocuk hırsızı ve gaspçı olarak aranmaktaydı. Evin altından hala bazı sesler duyuyordum. Üstelik her şey birbirine girmişti. Bu sesler Kunter’e mi aitti? Öyleyse rahatlayabilirdim, sonuçta adam belli ki aşağılarda dolanıp duruyormuş, nereden giriyorsa artık… Fakat görüntülerdeki hayaletler… Eğer onlara aitse bu evden kaçıp gitmenin zamanı gelmişti, para pul dinlememeliydim, o gece yaşadığım korkuyu yaşamak istemiyordum tekrar.

Aslında Kunter üzerindeki şüphelerim dağılmak üzereydi. Adam resmen evime kadar gelmiş, hiçbir zarar vermeden, bir delil bırakıp geri dönmüştü efendi efendi. Üstelik onu suçlayan da dayak yiyen ve telefonunu kaybeden simitçiydi. Ancak bir çocuk daha güpegündüz vakti kayboldu mahalleden. Polisler doluştu her yere, annesi sinir krizleri geçirdi, çünkü şöyle bir gerçek vardı ki giden dönmüyordu… Polisler o gün mahalledeki bütün evlerin içlerine girip tek tek aradılar, benimki de dahil olmak üzere. Ya halıfleksi kaldırmak akıllarına gelmemişti ya da bir çok evden giriş olduğunu biliyorlardı ve hepsine tek tek bakma gereği duymuyorlardı, odaları kontrol edip gittiler. Ertesi akşam, erken sayılabilecek bir saatte, kapağın hemen altından çocuk çığlıkları işittim. Hayalet filan değildi bu, bir çocuk bildiğin ağlıyor ve “anneee, bıraaak” gibi şeyler söylüyordu. İçimde hala yaradır, o kapağı açsam belki de kurtaracaktım onu. Ancak bir saat sonra Cihan gelince kontrol edebildik ve kimse yoktu ortalarda. Fakat aşağılarda dolaşan Kunter, yeniden zanlı konumuna gelmişti gözümde.

O günlerde Resul Bey ile bir görüşme daha yaptım. Evi istemediğimi, artık çıkacağımı söyledim. Telefon olayı hariç Kunter’n eve girdiğini(hırsızlık amaçlı girdi gibi gösterdim), aşağıdan çocuk sesleri duyduğumu bir bir anlattım. O da, “neyse artık” diyordu, “tamam”. İlk kez ısrar etmeden kabul etmişti ve ben bu işten kurtulduğuma sevineceğime, o an aklıma gelen fikrin heyecanına kapılarak “Yaa aslında biz de fotoğrafçı gibi bir kamera koysak yaa aşağıya” deyiverdim. Hemen kabul etti Resul Bey, biraz pişman olsam da ben de merak ediyordum açıkçası olacakları. Bu iş için yine Necati’den yardım aldık, herif gelip kendi kurdu bütün sistemi, benim laptopa bağladı filan… Artık avını bekleyen avcı gibiydik… Tam bir ay sürdü…

Bir ay boyunca durmadan görüntüleri kontrol ettik. Ama tabi 7/24 kayıt yapıldığından saniyesi saniyesine izleme olanağımız da yoktu. Özellikle aşağıdan seslerin duyulduğu gecelerin sabahında inceliyorduk arşivi, fakat henüz bir şey bulamamıştık. Gerçi iki kere Kunter geçti kameranın önünden ama ikisinde de yalnızdı.

Bir gün, rutin kontrollerden birini yaptık ve bitti, kayıtları kapadım, masaüstünde canlı görüntü açıktı, sanırım başka bir şeyle ilgileniyordum. Cihan da evdeydi ve o farketti ilk önce. Bilgisayarı işaret etti. Ben baktığımda hiçbir şey göremedim. Hemen geri sardık, Kunter, bir çocuğu kucaklamış koşa koşa gidiyordu. Cihan’la  birbirimize baktık ve koşa koşa yan odaya geçip, kapağı açarak tünele girdik. Onun gittiği yöne yardır allah yardır koşuyorduk. Ama hiçbir şey çıkmadı. Bulamadık ibneyi, geri döndük mecburen. Akşam Resul Bey’i aradık geldi, fakat daha o gelmeden polis doluşmuştu mahalleye kayıp çocuk için. Artık elimizde çok net bir delil vardı ve bunu polisle paylaşmamak insafsızlık olurdu.

Önce Resul Bey’e görüntüleri izlettirdik. O da kabul etti, durmanın anlamı yoktu, çocuğun hayatı bizim elimizdeydi. Fakat bir şey daha oldu. Gündüz, görüntüyü benim kaçırdığım esnada, videoyu geri sardığımız için bir şeyi atlamışız. Kunter’in arkasından, Nimet Teyze geçiyordu kameranın önünden. Tekrar sakin sakin hiç ellemeden izledik; önce Kunter, kucağında çocukla koşarak geçiyor, onu Nimet Teyze takip ediyor, birkaç dakika sonra biz giriyoruz görüntüye. 15-20 dakika sonra Cihan’la ben geri dönüyoruz. Beş dakika içinde de Nimet Teyze…

Saatin ilerlemesini bekledik, 1’i geçmişti ve sokakta kimse kalmamıştı. “Sen git çağır, uydur bir şey buraya gelsin” dedi Resul Bey. Nimet Teyze’yi eve çekecek ve sonra da polisi arayacaktık. Emin değildik çünkü bir sebeple aşağı inmiş ve o esnada Kunter’i görmüş olabilirdi. Ama öyle olsa polise ihbar etmesi gerekiyordu. Edip etmediğini de bilmiyorduk. Gittim kapısını çaldım, açmadı, telefon ettim onu da açmadı…

“O halde gidip bu kadının evinin girişini bulalım” dedik, indik aşağıya. Benim eve açılan koridordan çıkıp ana tünele girdik, yan taraftaki, Nimet Teyze’nin evine varan koridora girdik. Benimkinin aksine, merdiven yoktu burada, bir kapı vardı. Girişi kapatmışlardı. Günah bizden gitmişti, kırmak için vurduk kapıya, olmadı, gittik levye tarzı bir şey getirdik, Cihan onunla epey zorladı, kapı açılır gibi oldu ama açılmadı, yamuldu biraz yalnızca. En son çekiçle, artık çıkan gürültüyü de sallamadan, kırdık kilidi. İçeri girdiğimizde, hayatımın en dehşet verici görüntüsüyle karşılaştım…

Bugüne kadar, farklı sebeplerden dolayı ölü bedenler, hatta kesik uzuvlar görmüşlüğüm vardır. Ama bu kadar vahşicesine rastlamamıştım, hiç rastlamamayı da dilerdim. Hani bu marketlerde dondurulmuş gıda reyonları olur ya, işte oradaki buz dolabından vardı, içi buz dolu. Buzların içinde eller, kollar, bacaklar. Buz dolabının hemen yanında ise satır ve bıçak, kıyma makinesi, kasapların eti dövdükleri alet var ya, ondan filan duruyordu. Köşede de kazan gibi bir şey vardı. Yerlerde bir iki ufak kemik vardı ama diğer kemikler muhtemelen o kazanda yakılmıştı. Beş tane el vardı, iki tane ayak, bir tane kafa. Demek ki parçaların hepsi burada değildi. Gerçi parmaklardan biri benim duvarın arkasındaydı şu an, onu biliyordum.

Şu kasap aletlerinin olduğu tezgahın üzerinde bir leğen vardı. İçine gidip baktım, kuşbaşı doğranmış etleri görünce daha fazla dayanamayıp, koşarak odadan çıktım ama daha fazla dayanamayıp tünelin orta yerine kustum. Bununla beslerdi Nimet Teyze kedileri. Tekrar yanlarına döndüm. Resul Bey bakmamaya çalışıyordu bu manzaraya. Odanın dibinde, tıpkı benimki gibi eve çıkan bir merdiven ve merdivenin tepesinde de bir kapak vardı. Eli ayağı doğru düzgün tutmayan bir kadının evine girmeye korkuyordum şu an. Cihan önden girdi.

Evin içinde hiç ses yoktu. Çok salakça gelecek ama bir ara Resul Bey ile el ele tutuştuk. Odalara bakıyorduk kimse yoktu. Mutfak da boştu. Üst kata çıktık. Bir kedi geçti yanımızdan. Yatak odasında da başka bir korkunç manzara karşıladı bizi. Nimet Teyze koltukta, kızı yatakta uzanmış, üzerlerinde onca kedi… Kovaladık kedileri, yüzleri, elleri, açıkta kalan her yerleri kan içinde, lime lime edilmiş. İki kadın da kıpırtısız. Birbirimize bakıp geri döndük… Tünele çıktığımızda Kunter karşıladı bizi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk, işarelerinden onu takip etmemizi istediğini anladık. Cihan gitti yalnızca. Çocuk oradaymış. Aldık eve çıktık, Kunter gelmedi, polisi aradık.

Gelen sesler üzerine aşağıya baktığımızı ve çocuğu orada bulduğumuzu söyledik. Doğru düzgün bir şey anlatmıyordu o da. Polisin aşağıya inip, Nimet Teyze’nin o gizli alanını bulması zor olmadı. Evde ise cesediyle karşılaştılar doğal olarak. Götüm üç buçuk atıyordu bir iz bıraktık mı diye ama kimse bizden şüphelenmedi. Kahraman da olmadık, çünkü bu olay hiç duyurulmadı. Cesetleri alıp gittiler, Derya’nın öğrendiğine göre termometreyi kırıp, içindeki cıvayı kulaklarına dökerek intihar etmişler. Çocuğu Kunter’e kaptırınca her şeyin ortaya çıkacağını anlayan Nimet Hanım, pes etmişti sanırım. Ölü etine ve kokusuna aşina olan kedilerin de, onların tadına bakmaları uzun sürmemişti.

Biz kameraları filan toplamıştık. Artık Resul Bey de istemiyordu bu evi. Gerçi duyduğum kadarıyla sonra yeniden başlamış araştırmaya ve birkaç giriş daha bulmuş, izinli olarak çalışıyormuş artık.

Düzeldi sanılan Nimet Teyze asla düzelmemişti demek ki ve çocuğunu kendisinden alan mahalleliden, çocuklarını alarak ve o çok sevdiği kedilere yem ederek intikam alıyordu. Yaşlı bir kadından da kimse şüphe etmiyordu doğal olarak. Peki simitçi Vural? Bir şekilde bu adam da işin içindeydi. Tıpkı diri diri yakılan oğlu gibi yarı zihinsel engelli olan bu simitçi genç, cinsel ilişki karşılığında çocuk temin ediyordu Nimet Teyze’ye. En azından ben bu şekilde kurdum olayı kendimce. Çünkü olayların çözüldüğü hafta, simitçinin de cesedi bulundu. Bunu Kunter mi yapmıştı hala bilmiyorum… Bilmediğim hala bir sürü şey var aslında… Hala o tünellerden sesler yükseliyor mu bilmiyorum mesela. Yeni bir eve taşındıktan sonra, bize yollanan cd’yi tekrar takıp izleme gafletine düşmüştüm ve bu görüntülerde deliler yoktu. Bu değişikliği, Foto Necati’ye de sorarak teyit ettim. Onun arşivindeki kayıtlardan da çıkmıştı delilere ait görüntüler, sanki hiç olmamışlar gibi.

Ve bilmediğim son bir şey daha… O eve taşındığım gün, Nimet Hanım’ın bana ikram ettiği kavurmalı pilavın içindeki et gerçekten kasaptan mı alınmıştı acaba?

Reklamlar